22
Sep

vakitsiz çilek almış…

ali geçen gün pazardan. umulmadık bir şekilde lezzetliydi; mevsiminde böylesine güzelini yememiştik…

dün, ada akşam yemeğinden sonra kalan çileği yıkamamı istedi. baş başa oturup mutfak masasında yedik.

ne zaman çilek yesem aklıma küçükken izlediğim çilek kız” geliyor dedi. strawberry shortcake isimli bir çizgi filmdir bu. bilirsiniz belki, rengarenktir…

benim de aklıma çocukken okuduğum bir masal gelir” dedim. ve ona masalı hatırladığım kadarıyla anlattım. aslında masalda sadece bir sahne hatırlıyorum:

… üvey anne küçük kızı karlı ormana çilek bulsun diye gönderir. elbette bulması imkansızdır; kadın kızdan kurtulmak ve onu zorlamak için yapar bunu. ama küçük kız, ormana gidip, elleriyle eşelediği karların altında taptaze çilekleri bulur ve sepete koyarak döner eve…

evet ben de ne zaman çilek yesem, karın altından çıkarılmış taptaze ve hafif buzlu çilekleri hayal ederim. üstelik antalya’da büyüyüp, karı hiç tecrübe etmemişken okuduğum bu masaldan kalan kar imgesi de hayali ve biraz fantastiktir.

bu masalı bulsam keşke; bilen var mı?

kışı özleyen kızım bana yorganını çıkarttırdı, uzun bir aradan sonra nevresimle olan mücadelem onu çok eğlendirdi ve annemin nevresimle imtihanı şeklinde kahkahalar atarak çok eğlendi. sonra uyurken yanında olmamı istedi. ben okudum, o hızlıca uykuya geçti; bunu özlemişim…

ardından yarım bıraktığım diziyi, breaking bad’i izledim. ve dizide, kimya öğretmeni ve uyuşturucu üreticisi mr. white ve patronu akşam yemeğinde duyuların hafızayla nasıl çalıştığına dair bir konuşma yaptılar. mr. white durumu üç aşağı beş yukarı şöyle özetledi:

… sizi bir tad veya görüntüyle çocukluğunuza götüren her şey beyinde, hipokampüste bitmekte…  bir yerlerde depolanan anılar, kokular, tatlar, duyuların sinirleri uyarmasıyla yeniden ortaya çıkar. “ilişkisel hafıza” bu; umulmadık bir anda veya tekrarlayan bir şekilde bizi geriye savuran şey…

mesela akşam sefalarının kokusu da beni çocukluğumun burdur’una, dedemin havuz başında yetiştirdiği akşam sefalarına savurur; her defasında…

peki ya sizi geriye döndüren ne var? bir yerlerde depoladığınız anılarınızı hangi koku, tat veya sesler ortaya çıkarıyor…

***

kötü bir gece geçirdim; yarı uyur, yarı uyanık ve çırpına çırpına… yorgunum… bir masal’la uyusam diyorum…

o zaman

cayetano bize

fairy tales‘i söylesin.

 

 

 

5 Responses

  1. Ah hangi birini söylesem. Nergis, kokladığım anda Denizli’ye ışınlanırım. Evliliğimin ve öğretmenliğimin ilk günlerine, aileden ilk ayrılış olduğu için sıla özlemine. Nergisden aldığım her nefes hüzünle karışık Denizli kokar.
    Sümbül, mor olanı, 19 yaşındayken geçirdiğim bir operasyon sonrası hastane odasının açılan kapısından elinde koca bir sümbül demetiyle giren haşarı dayımı özletir. 9 yaş aramızın olduğu ve “hızlı yaşadı, genç öldü” sözünü ıspatlamak için 55 yaşında giden dayımı…
    Güzel anılarımız çok olsun. Şarkıyı dinliyor ve o masalı hayal meyal ben de hatırlıyorum. İyi ki döndü aramıza Radyo Z 🙂

  2. rabb______

    ilkbaharın sonlarında, yaz yaklaşırken hayatımın her döneminde kendiliğinden bir ferahlama yaşardım. sanki dar mekanlar genişleyecek, pencereler büyüyecek, oksijen artacakmış gibi… günler uzayacak ve daha aydınlık olacak… çocukken okuldan gelmiş ve ne kadar uzun saatlerdir sokakta oynadığıma bir an hayret ettiğim ve bunun sevinciyle sokağın yukarısından ta aşağıya kadar, arkadaşlarımı geride bırakıp kollarım açık, adımlarım büyük tek başıma koştuğum bir haziran akşamüstü… koşarken saran ılık rüzgar ve sonsuz özgürlük duygusu… işte bu sebepten yaz saati uygulamasının kaldırılacak olması beni yıktı. 🙂 o duyguyu ikiye katlıyordu saatlerin geri alınması…

    bir de sabah serinliğinde yürümek, özellikle sonbaharda. hep çocukluğumun ve ilk gençliğimin iyiliğine götürür. bu sabah da olduğu gibi… sabahın köründe ekim ayının başı, izmir. otobüsten inmiş ara sokaklardan tek başıma okuluma yürüyorum . delikanlıyım, duş almışım, saçlarımı kurutmamışım, ıslak. üzerimde beyaz gömleğim, lacivert ceketim elimde… bir an duyduğum serinlik, hafif üşüme. ceketimi giymedim. “ben varım ve yaşamak güzel” hissinin tadını çıkardım… sabahın erken saatlerinde yalnız olmayı hep sevdim… 🙂

  3. Işın

    Simit kokusu…Anneannemin Isparta’nın eski bir mahallesindeki eski evinin sokağında bir simit fırını vardı. Günde iki kere bütün sokak buram buram simit kokardı. Kaynar simitleri ancak bezlere sararak tutabilirdik. O kadar yoğun bir kokuyu bir daha hiç duymadım. Daha sonra yediğim hiç bir simit o kadar güzel değildi. Ama bugün koca İstanbul’da hala simit fırınlarını arar, bulur., üşenmeden oralara gidip simit alırım.

  4. İlk aklıma gelen kalbimin en güzel yerlerini parsellemiş olan hanımeli kokusu oldu. Beni çocukluğumun bahçeli evine götüren. Nasıl ki toprağı kazarak eski dönemlere ait kaybolmuşları, unutulmuşları çıkartıyor ve bunları bulduğumuzda da hazine olarak değer biçiyoruz benzer şekilde zihnimizin derinliklerinde kaybolmuş anıları bulduğumuzda da aynı şeyi hissediyoruz sanıyorum. Ve aynı sebepten çok değerliler. Bazen bunu bir koku bazen bir müzik bazen bir tat sağlıyor işte. Çok keyifle okudum hem yazınızı hem yorumları.

Leave a Reply to rabb______ Cancel Reply

+ 63 = 66

Skip to toolbar