23
Sep

durak arkadaşımla…

sabah geyiğimizi yaptıktan sonra kıkırdayarak servise bindik. içeride derin bir sessizlik vardı; bazıları geceden kalan uykusuna devam ederken, bazıları da  telefonlarına ve kitaplarına gömülmüş haldeydi. sessizce günaydın dedik ve oturduk.

ben de müziğimi dinleyerek kitabımı çıkardım. hava ne yapacağını bilmez haldeydi, bir taraftan yağmur bulutları göğü sarmış, diğer tarafta güneş her sabah ki doğumunu yaşayarak bulutların ardından çıkmaya çalışıyordu.

önce yağmur hızlandı, sonra ne olduğunu anlamadan güneş çıktı ve arkada küçük, sessiz bir çığlık “gökkuşağı” dedi…. kocaman, denizden, adaların ardından kuzey ormanlarına doğru uzandığını hayal ettiğim bir gökkuşağı bütün görkemiyle ortadaydı. denizin üzeri ise ışıl ışıl…

serviste herkes bir anda neşelenip gülmeye başladı, servisi durdurup fotoğraf çekelim diyen de vardı, işe değil gökkuşağına doğru yola çıkalım diyen de… gökkuşağı görüş alanımızdan çıkana kadar bu sabah neşesi devam etti…

sonra bir anda, o anlar hiç yaşanmamış gibi eski halimize geri döndük. servis yine insan sesinden yoksun, kendi uğultusuyla ilerlemeye başladı…

kitabıma döndüm ve altını çizdiğim satırları bir kez daha okudum:

Ah, ne yazık ki o günlere geri dönmek mümkün değil…dönüş yok; zamanın tekerleğini geri çeviremezsin. Tabiat ananın bahşettiği muazzam bir domuzluk!…“*

oscar peterson dinliyordum tüm bunlar olurken.

evet oscar peterson‘dan

impossible

geliyor şimdi.

*Zamanın Tekerleği, Aleksandr Kuprin

Leave a Reply

72 ÷ 9 =

Skip to toolbar