18
Oct

güvercinler gittiğinde…

bitti. ağır ağır, sevgili natalia’dan vedalaşmaktan korkarak bitirdim kitabı; kafamda kitabın başında yazan kısacık ama çok ağır bir cümleyle beraber:

canım, bütün bunlar hayat işte

kadınların kendi gerçekliklerini yaşadıkları, sıkıştıkları hayatın içinden anlatabildiklerini düşünürüm hep… bildikleri, izledikleri, öğrendikleri, hissettikleri, sürdürdükleri tek gerçeklikle, yaşadıkları hayatın izleri, kokuları, olayları ve tecrübe ettikleri her şeyle yeniden yeniden kendilerini anlatabilirler. onlara düşen pek çok zaman sadece onlara sunulandır; kendi tasarlamadıkları bir hayatın içine düşüp, onun gerçekliği ile yaşamlarını kimseye ilişmeden ve o hayatın sürmesine katkıda bulunarak sürdürebilirler…

natalia’nın anlattığı gibi:

“… Gece, uyanırsam, içimdekilerin hepsi, bir nakliyecinin adamları gelip de evde her şeyi yerlerinden çıkardıklarında nasıl olursa öyle oluyordu. İçim böyleydi: dolaplar koridorda, sandalyelerin bacakları havada ve bardaklar kağıtla sarılmak ve saman dolu bir kutuya konmak üzere yerde , somya ve yatak bozulup duvara dayanmış, her şey karışık…

olsa da onlar bu karmaşanın içinde bedenlerini ve akıllarını bir şekilde koruyarak yaşamayı ve başkaları için yaşamayı sürdürebilirler; bazen de tamamen yiterler…

natalia, bu hayatta karşılaşabileceğiniz en “sıradan” kadınlardan biri. sizin gibi… anneniz gibi… anneanneniz gibi… bıçaklanarak öldürülen kadınlar gibi… çocuklarını ölmeye gönderen, cenazelerini kucaklayan kadınlar gibi… bir hayatın içinde sadece izleyerek, ama tüm detayları izleyerek,  yaşamını sürdüren, çevrelerindekilerin ihtiyaçlarını karşılayan, onlar için yaşayan, nesnelere, hareketlere, duygulara duyarlı, dokunduğu her şeyi hisseden bir kadın…

ve aslında neyi istediğini de son derece iyi bilen…

“… Onun öylesine aşık bir halde geçirdiği o gece gibi bir gece geçirmeyi çok isterdim dedim, ama benim çalışma odalarını temizleme, toz alma ve çocuklara bakma işim vardı ve dünyanın bütün o güzel şeyleri, rüzgar, canlı sarmaşıklar, havayı delen serviler, bir bahçenin bir yandan öbür yana giden yaprakları benim için yaratılmamışlardı. Benim için her şey bitmişti, tek beklentim üzüntü ve dertti…

***

iç savaş’ın sürdüğü 1930’lu yılların barcelona’sına bir kadının yaşamı üzerinden tanıklık eden bu aşk romanını okuyun derim… ama tensel yanı olmayan, temelde dokunmak, hayatı paylaşmak ve taşımak üzerine kurulu bir aşk romanı olsun beklediğiniz; bildiğinizi sandığınız, size dayatılan aşklardan değil…

müziğimiz kitabın çekilen filminin soundtrack’inden…

ramon muntaner söylüyor

cançó de la plaça del diamant

 

2 Responses

  1. Işın

    Geç de olsa iyi ki çevrilmiş ve iyi ki okumuşuz. Ben de çok beğenmiştim. Kısa bir süre önce de
    Maria Barbal’ın Gölgeli Şarkı’sını okumuş ve onu da çok sevmiştim. Yine Katalonya’da geçen bir kadın hikayesi. Tavsiye ederim. Her iki kitapta da isimleri Türk isimleriyle değiştirsek bugünün Türkiye’sinde geçebilirler diye düşünmüştüm. Ne yazık ki İspanya için 80 yıl öncesinde kalan şeyler bugün bizim için hala gerçek…

Leave a Reply

× 4 = 24

Skip to toolbar