14
Feb

hadi oyun oynayalım…

bugüne mahsus; hem öykü hem aşk için…

‘içinde aşk olan bir öykü adı’ ve ‘bu öyküden küçük bir kuple’ istiyorum.

bununla bitmiyor tabii: ‘bu öykünün rengi ne olurdu?’ diye soruyorum ardından ve ‘bir şarkı’ eklemenizi istiyorum.

 

ve ben başlıyorum…

öykümüz bilge karasu’dan ‘ilk susan

“... Üç defa ışıktan çalmak istedim seni, bir kolun, bir koltuğun, bir elin kavrayışında. Üçüncüde ben kasıldım. Sense denizle ışığın boğuştuğu yerdeydin. Kış henüz geriniyordu; ötende nisanlaştı. Mevsimler uzunluğunca peşinden geldim.

Susuyordum hep. Ama, yanına gelip, durduğumu, durup durup daldığımı, senin için söylediğim sözleri yanındakilere dönerek söylediğimi fark etmişsindir. Bir deniz kenarında, bir gün köprü üstünde, bir de kof bir lodosun çalkantısındaki güvertede, bakıp gülmüştün. Susuyor, anlıyor ve gene susuyorsun sanmıştım.

Bir gün bir çocukluk resmini çıkardın bir kitabının içinden; kokulu, kırışmış. Aldım, konuştuk. O zaman, nihayet çözülebilen iplerini gerisinde sürüyerek açılan bir sal gibi, arzuyu attığımı duydum. Gecesi, bir elektrik feneri altında, gözüne kaçan bir kirpikle uğraştım. Başını, öylece durgun ve boş, önüme uzatan ikinci çocuk oluyordun. Kirpiği çıkardıktan sonra bir an bakmıştım kapalı gözlerine. Başlarımızın arasından rüzgâr güç süzülecek oldu. Nefeslerimiz, nefesimiz ondan kuvvetli idi. Açılan gözlerinde iki yumuşak fener gördüm. Karanlıkta güneş titredi; deniz, sayısız hayvan yıllarının sesiyle uğuldadı. Uzaklaştın. Ayrıldık. Yürüdün ışığın altından. Ardında asfalt, ışıkla beraber eriyordu adımlarının içinden, sessizlikte...”

rengi elbette van gogh sarısı, benim için aşkın rengi…

ve şarkımız ayla algan‘dan

bir aşk hikayesi.

diyoruz.

 

Leave a Reply

÷ 5 = 1

Skip to toolbar