23
Feb

bugün sabah evden çıkıp sokakta ilerlerken…

yanımdan arkası açık bir kamyonet geçti; balya haline getirilmiş gazetelerin yanında bir adam oturuyordu içinde. sonra araç durdu, ben eski tren istasyonundaki alt geçide girdim. arkamdan koşarak gelen birisi hızla beni geçti, elindeki balyadan aracın arkasında oturan adam olduğunu anladım. bir taraftan koşuyor bir taraftan bizim istasyonun sakinlerine, kedilere, laf atıyordu. yemek yiyene ‘afiyet olsun‘, öylece oturana ‘sen yedin mi?‘ deyip, bir diğerine ‘naber‘ diyerek koşmaya devam etti…

arkasından kocaman bir gülümsemeyle bakakaldım; normalde her sabah, karanlığından ve ıssızlığından ürktüğüm tren istasyonu sabah neşesine dönmüştü bir anda…

ben yola doğru ilerlerken geri dönen adam, bana da gülümseyerek “günaydın” dedi ve geçti.

sonra servise bindim…

otobüs kartal’a yaklaşırken, denizin üzerinde hafif bir aydınlık ve ışıltı,  gökyüzünde ise pespembe bulutlar vardı; evet hava aydınlanıyordu; “sonunda” dedim “gün ağarırken yollara düşeceğiz“…

***

sonrası malum, yoğun iş… ama sıkıntı yok, kedilerle konuşan adamın ve pembe bulutların  yarattığı his hala benimle…

şimdi bu kısa moladan sonra çalışmaya devam ama önce o pespembe bulutları farkettiğimde kulağımda yankılanan nefis agnes obel melodisi geliyor.

red virgin soils

diyoruz.

kulaklığı takın ve sesi açın… gözlerinizi kapatın… nereye gideceğiniz size kalmış…

 

yukarıdaki kediyi sorarsanız sabah yemek yiyen o 😉

Leave a Reply

8 + 1 =

Skip to toolbar