2
Oct

saat önce…

5.30’da çaldı; 15 dakikalık esneme hareketlerimi yapmam için ama kalkmadım. 15 dakika sonra tekrar çalacak olan alarmı bekledim; alarm dediğim ludovico eunaudi‘nin

fly melodisi.

mutfağa geldim. bir tane ilaç içip çıktım. ev buz gibiydi, telefondan hava durumuna baktım. bizim mahalleyi 15 derece gösteriyordu. henüz kışlıkları çıkarmamıştım; ortada kalan ince bir kazağı giymeye karar verdim. birden iki değil tek ilaç aldığımı hatırlayıp geri döndüm ve ikinci ilacı aldım ve yatarken magnezyum almayı unuttuğumu farkettim. her şeye hatırlatma koymalı sanırım!

dişlerimi fırçaladım, yorgun görünen yüzüme soğuk gülsuyu sürdüm. giyindim, standart günlük makyajımı yaptım; farım maviydi ve yüzümde yeni bir sivilce çıkmıştı. şu tahlilleri artık yaptırmam gerektiğini düşündüm…

saate baktım, evde küçük bir kahvaltı yapmaya karar verdim. bir espresso, küçük bir dilim çok tahıllı ekmek, bir kaşık labne ve bir tatlı kaşığı zencefilli mürdüm eriği reçeli, 1,5 kaşık yoğurt ve probiyotik (20 gr carb., 7 gr pro. ve 9 gr yağ; 190 cal)

6.30’da öperek a.’yı uyandırdım; artık büyümüş olsa da sabahları yatağında, sıcak çikolatalı minik muffin’ler gibi olan a.’yı.

çantayı hazırladım ve uzun bir aradan sonra fular taktım; üzerine mavi kuşlar uçan fularımı ve kahverengi bir keten ceket giydim. henüz mont için her şeye rağmen erken çünkü. çıkmadan önce son bir kez aynaya baktığımda mavi ve koyu kahverengiyi birlikte çok sevdiğimi düşündüm.

sokağa çıktığımda, yeni yavru kedilerden bir tekir benden dolayı tedirgin olarak hızla kaçtı, hava koyu bir mavi griydi…

servisi beklerken durakta orta yaşlı bir adam da hava alanına giden otobüsü bekliyordu. üzerinde paris’in eyfel’i, hollanda’nın yeldeğirmenleri, paris veya italya’nın cafe’leri olan renkli pek de ona  uymayan bir küçük çekçek, adamın yanındaydı… canım uzaklara gitmek istedi. o esnada kulağımda suzanne vega

caramel’i söylüyordu.

servise bindim ve bütün uyanıklara günaydın diyerek yerime geçtim.

telefonumda twitter’ı açtım, biraz dolandıktan sonra  ve irfan aktan’ın umut kozay’ı kim öldürdü? yazısını okudum. herkes bu yazıyı okumalı hissiyle boğazımda kocaman bir yumruyla bir kaç yerde paylaştım.

sonrasında ne uyuyabildim, ne de bir şey okuyabildim; kulağımdaki melodiler öylesine çaldı.

ve yazıdaki “… yumurta zannettik baba….” cümlesi kafamda döndü durdu. (sabah)

***

bu boşlukta iş var; büyük ölçüde max richter ve sigur ros‘un eşlik ettiği bir boşluk…

autumn music 

ve gong gelsin bu boşluk için.

***

yemek sonrası bahçede kısa bir mola verdim ve elma topladık… bu yıl özellikle ayvalar bir şenlik yaşıyor, dikkat edin etrafınızdaki ayva ağaçlarına derim…

öğle yemeğinde biraz haşlanmış et ve karnabahar yanında 2 ceviz ve bir gün kurusu eklenmiş yeşil salata yedim;  durum 52 gr carb., 40 gr pro. ve 29 gr yağ ve 619 cal)  (12.45)

***

sonra yine uzun ve yoğun bir öğleden sonra; bulutların ağır ağır çekilip güneşin ortaya çıktığı…

***

eve dönüş yolunda pek bir şey yapmadım; biraz okumaya çalıştım, biraz twitter’da dolaştım biraz da müzik dinledim. ışık nefisti.

sonra migros’a birkaç şey almak için uğradım. pınar’la karşılaştık; sımsıkı sarıldık ve rafların arasında konuşarak alışveriş yaptık. memleketten, oğlanlardan ve kızdan, hayattan söz ettik. nar için erken olup olmadığından, evde peynir varken bir peynir daha almanın gereksizliğinden… çıkarken bir kez daha vedalaşmak için sarıldık, yine sımsıkı ama sonra birlikte çıktık ve bizim eve doğru birlikte konuşarak devam ettik… ve vedalaşırken yine bir kez daha sımsıkı sarıldık…

***

eve geldiğimde sadece ada vardı, arkadaşına bir hediye hazırlığı içinde şu sıralar  ve hediyesi kutusunu rengarenk krapon kağıtlarıyla doldurmuştu…

ben biraz ortalığı toparladım, buzdolabındaki yemekleri ısıttım;  ezogelin çorbası, sarma ve şakşuka yedik; ben hepsinden yemedim elbette… biraz da şarap içmiş olabilirim 😉

öğleden sonra yediğim yoğurt ve meyveyle birlikte durum 111 gr carb., 57 gr pro. ve 41 gr yağ ve yaklaşık 1300 cal… hiç fena değil, böyle devam etmeliyim…

***

yemek sonrası biraz oğlumla sohbet ettik ve biraz çalıştım. sonra ablam aradı, uzun uzun onunla konuştuk. onunla konuşmak, onun gelmesi hep mevsimin değişmesi demektir: mevsim değişir ve akdeniz olur…

***

şu an günün sonu ve ben ludovico einaudi‘ye geri döndüm…

nuvole bienche ile kapatalım günü.

Leave a Reply

98 − = 94

Skip to toolbar