15
Oct

en son…

11 ekim günü yazmışım; yani beş gündür yazmıyorum…

bir kaç ayrıntı dışında hayat normal ritminde aktı. yattım, kalktım, işe gittim, döndüm… evin ritmi aynen devam etti… aynı itiş kakış, aynı debelenme, memleketin aynı anlamsızlıkları sürdü…

daha dibi var mı?‘ derken daha da derinlere inmeye devam ettik; buradan çıkmak pek de kolay olmayacak…

olan farklılıklara gelince…

yeğenim e. , kurabiyem gitti… artık kocaman bir kadın ama hala benim kurabiyem; haşarı, ne yapacağı pek de olmayan küçük serserim benim… onun buradaki varlığı son günlerde bana gelen en iyi şey oldu sanırım.

perşembe günü bir anlamda evren değiştirdim; atlarla beraberdim. ayrıntısına giremeyeceğim… bütün gün, etrafımdaki uğultunun ötesinde, gözlerimi inanılmaz güçlü olduklarını hissettiğim atlardan alamadım ve  içimde patti smith‘in land şarkısını döndürdüm durdum…

***

dün uzun bir aradan sonra bahar ile buluştum… bazı anlar derin bir nefestir, sizi hayata bir anlamda geri döndürür; dün de öyleydi…

sonrasında a. ile keyifli cumartesi günlerimizden birini geçirdik; alışverişi ve konuştuklarımızla tam bir kız etkinliğiydi…

eve döndükten sonra kulağımda jentrol tull bangır bangır çalarken temizlik yaptım. çocuklar odalarını kendileri temizlediler…

temizlik için locomotive breath nefis bir eşlikçi, aklınızda olsun.

***

bugünse çamaşırla, ütüyle ve çalışarak geçti.

şu an tezer yan tarafımda deneysel bir tarhana çorbası pişiriyor ve ada badem sütü yapıyor.

bense az sonra çalışmamı bitirip ilk taslak olarak ileteceğim.

***

bugün büyük ölçüde ane brun‘un son albümünü dinledim.

bu nedenle bir nick cave cover’ı dinleyelim ve

into my arms 

diyelim.

 

 

Leave a Reply

3 × = 21

Skip to toolbar