28
Feb

hayat öylece akıyor…

eskisi gibi buraya yazmak konusunda da pek istekli değilim  sanırım; hayatla bağ kuran sözcüklerle aram iyi değil epeydir… ama tatar çölü’nü okudum ve bitirdim; buraya yazmasam olmazdı.

bu kitabı okumanın tam sırası mıydı yoksa okunacak en kötü zamanda mı okudum hala emin değilim. bu kadar köşeye sıkıştırıldığımız bir hayatın içinde bir kalede mahsur kalma metaforuna ne kadar ihtiyacım vardı bilmiyorum. bildiğimiz anlamda bir mahsur kalma değil elbette bu; gidememe hali, çıkamama hali, değiştirememe hali, bir umuda bağlı kalıp savaştığını sanma hali, savaşmayı hayal etme, umut etme hali, hayatımızın kontrolden çıkmış hali, her şey hızla değişirken öylece baktığımız gerçeği, hayatı anlamlı kılmak için  bir düşman yaratma arzumuzun gerçekliği ve kim olduğunuza ve hayatınızı nasıl okuduğunuza bağlı olarak değişecek pek çok metafor…

hangisini tercih ederseniz edin teğmen giovanni drago‘yu her hücrenizde hissedeceğinize eminim. o benim için unutulmaz bir karakter olarak, içimde yerini aldı.

***

kitabı okurken sürekli gabriel fauré dinledim. aslında çok düşünülerek yapılmış bir tercih değildi bu. kitabı okumaya başladığımda spotify’ın faure listesini döndürmeye başladım ve son satırlara kadar bunu bırakamadım. bazı melodiler benim için tatar çölü’nün ıssızlığında simsiyah bir at yalnız başına koşarken ona eşlik eden veya teğmen drago’nun yıllarını geçirdiği ve her köşesini ezbere bildiği odasında otururken dinlediği sese dönüştü.

tatar çölünü okursanız fauré‘yi atlamayın derim.

ve özellikle

après un rêve

size mutlaka eşlik etsin. bu aslında fauré’nin en popüler şarkılarından birisi ve ama ben buraya  piyanoda akira eguchi, çelloda brinton smith ve kemanda gil shaham’ın olduğu enstrümental bir versiyonu ekleyeceğim.

 

“… Onların talihleri, serüven, herkesin yaşamında en az bir kez çalan o mucize anı kuzeyden gelecekti. Zamanla gitgide belirsizleşen bu uzak olasılık uğruna koskoca yetişkin adamlar yaşamlarının en güzel bölümünü burada tüketiyorlardı… ya gerçekte bilincine varamadıklarından ya da sadece ruhlarının kıskanç çekingenliğiyle birer asker olduklarından, hiç sözünü etmeksizin aynı umutla yaşıyorlardı…”

Leave a Reply

7 + 1 =

Skip to toolbar