2
Mar

sabah kahvaltımı yapıp…

mutfağı toparlamaya başladığımda pencereden bir kumrunun sesi geldi. yavaşça yanaştım; tüyleri kabarmış halde öylece dönüp bana baktı. sonra dikkatlice geri çekildim ve telefonumu aldım. iyice yanaşarak fotoğrafını çektim. o ise hiç istifini bozmadı, hafifçe tedirgin beni gözünün ucuyla yokladı sadece…

evimizin yan tarafındaki boş arazide inşaat artıklarından oluşmuş minik beton tepeciğinin hakimi köpeğimiz de oradaydı her zaman olduğu gibi. o da kedileri asla sokmadığı ve ama kargalar ve martıları misafir etmekten her zaman hoşlandığı krallığının tadını çıkarıyordu.

ben de kendime minik bir kahve yapıp pencerenin kıyısında oturdum; uçan kuşları, deneme sürüşleri nedeniyle geçen marmaray’ı seyrettim. köpeğimiz krallığında oturmaya devam etti…

biraz evi toparladım ve sonra dışarı çıkarak bohemian rhapsody izlemek için caddebostan’a geldim.

şu anda elbette queen melodileri dinleyerek bunları yazıyorum.

filmi rami malek’e rağmen sevdim çünkü sonuç olarak freddie mercury ve elbette queen‘in tüm elemanlarının o inanılmaz yetenekleriyle bangır bangır çalan melodiler ve hikayeleri insanı içine alıyordu. çok yetenekli insanların karşısında elimden olmadan gözlerim dolar benim ve filmde de her şarkı performansında kendimi bıraktım ve ağladım…

böyle sınırları aşan, çemberin dışına çıkan, aykırı insanlar olmasa ne yapardık diye düşünürüm hep; bunun yükünü onlar sonuna kadar taşırken bize nefes aldırmaları da bu lanet hayatın oyunu elbette.

hayatı bir su damlası gibi düşünürsek bunun içinden kırılarak geçen ışık gibi bu insanlar; kırılırken gökkuşağına dönüşüyorlar…

evet burada susuyorum…

elbette queen

ve

bohemian rhapsody

dinliyoruz.

Leave a Reply

− 2 = 1

Skip to toolbar