kategori

blues rock
“… He rides through your dreams on a coach and horses…” ― Tom Waits     … delireyazmak sözcüğünü sürekli tecrübe ederek iliklerine kadar hissetmek ve sözcüğün kendisini bu kadar sevmek pek hayra alamet değil sanırım… *** bu ruh halinin müziği her zaman tom waits olmuştur. bu nedenle black wings diyorum. imaj: frozen forest, matazo...
Read More
sosyal medya diyeti yapıyorum. çünkü fena halde sıkıldım; tüm o ortamlardaki kendimden bile sıkıldım… şöyle bir bakıp veya kısa bir süre takılıp kaçıyorum artık. uzaklaştıkça da anlamsızlaşıyor sanırım veya bana öyle geliyor bilmiyorum. bütün o uzaklaşma ortaya söz söyleme ihtiyacını da yok ediyor ve anlamsızlaştırıyor… tuhaf zamanlardan geçiyoruz memlekette; tuhaf ve şizofrenik zamanlardan. biraz yılmış olabilirim…...
Read More
sarı papatyalar, mimozalar ve sarı yoncalar her yerdeydi çünkü; ve mimozaların kokularına portakal çiçeklerinin kokusu karışıyordu… bir şekilde mesafeli durduğum ve ziyaret konusunda çekincelerimin olduğu kıbrıs’a, ali gidelim dediğinde bahar olduğu için ve görmediğim bir yer olduğundan tamam demiştim; hafifçe hayal kırıklığına uğrayacak olmanın endişesiyle aslında. biraz bahar olması beni rahatlatıyordu; en nihayetinde akdeniz’de bir ada...
Read More
dokuz milyon kişinin aşırı yalnızlık çektiği ve 200 bin civarında yaşlı insanın bazen aylarca kimseyle konuşmadığı raporu üzerine bir yalnızlıklar bakanı atandı; zamanın ruhu yeni meslekler ve pozisyonlar yaratıyor! dün bu haberi dinlediğimden beri, içinde yaşadığımız hayatın acayipliğini düşünüyorum sürekli. bir tarafta hakikaten kimseyle gerçek bir temasının olmadığı reel bir yalnızlık diğer yanda inanılmaz bir kalabalığın...
Read More
gençliğime gidiyorum derdim. bir süredir sadece bir iç anadolu şehrine gidiyor gibi hissediyorum. her şey çok geride kaldı! sanırım bu hissin nedeni şehrin o eski şehir olmaması falan değil; ben artık eski ben değilim… evet ankara’dayım ve yukarıdaki fotoğraf bugün gördüğüm en güzel şeydi; paylaşmadan edemiyorum. bir tuvalet işareti elbette 😉 *** şu an esenboğa’da...
Read More
4 ekim yoğun ve tuhaf bir gündü… uzun bir aradan sonra eleni dinledim; onu müziğinin huzurunu, huzursuzluğunu, pusunu ve dinginliğini özlemişim. fazla yemedim ama sınırları hafifçe aştım. çocuklar için aldığım çiğ köfte bütün gün kontrol etmeye çalıştığım yemek listemi sabote etti; 1500’i geçmemeye çalışırken 1600 kaloriyle günü kapattım. akşam inanılmaz kötü bir trafikle eve ulaştığımda...
Read More
ve şükürler olsun bayramın son günü diyorum ben; sevmiyorum bayramları en çok da bu bayramı… hem kurban fikrinin beni rahatsız etmesinden hem de bu devirde kurban anlayışının ve kan akıtma merakının böylesine derinleşerek devam etmesinden. *** mutfağın ucundaki çalışma masamdayım. günlerden sonra buraya tekrar oturup çalışmaya başladım, annemin yaptığı ekmeğin kokusu mutfağı sardı ve şu...
Read More
dinliyoruz. fotoğraf ay tutulması gecesinden; ben bayıldım ve sessizce bir kadeh de şarap ekledim fotoğrafa. ve bu fotoğrafın şarkısı ne olur diye düşünmekten çok ben o esnada ne dinlerdim diye düşündüm.  yanıtı çok netti; niye bilmiyorum ama kesinlikle nick cave’i dinliyor olurdum sanırım. evet spell diyoruz. fotoğrafın tamamını görmek için lütfen üzerine tıklayın…  
Read More
bir müzik belgeseli var. 90’ların efsanevi rock grubu blue blues band‘in  ve iki inanılmaz müzisyenin, yavuz çetin ile kerim çaplı’nın hikayesi. dün izledik… üzerine eve gelip bir şişe şarabı, internetten bulduğumuz kayıtlar eşliğinde hızlıca bitirdik… hem biraz hüzünlü hem de izlediğimiz şeyden dolayı keyifliydik sanırım. içinde olduğumuz hayattan çıkıp bir kaç saatliğine başka bir boyuta savrulmuştuk...
Read More
benim “elliye varmadan son çıkış” listemin ilk şarkısı sevgili vnf’den gelmişti… aslında vnf  ilkyaz’ın ilk günü için çalmamı istemişti ama ben şarkıyı kendi listeme de aldım; çünkü olmasa olmazdı. evet tom waits you can never hold back spring diyor.   fotoğraf sabah yürüşünden… ışığın içinden geçerken kulağımdan geçen sözler; … You can never hold back spring...
Read More
1 2