kategori

cover
içimden pek yazmak gelmiyor. oysa burada sözünü etmeye değer bir şeyler var… belki sonra toplu bir şekilde özetlerim geçen günleri. şimdi sadece öğle tatilinde yürürken bana eşlik eden bir melodiyi çalacağım. malum burası müzik yayını yapan bir radyo ve konuşmasam bile şarkı çalmalıyım öğle değil mi? *** bir john lennon şarkısı geliyor şimdi ama bambaşka...
Read More
şu anda çorba olmuş bir kafayla ‘ne olmuştu?’ diye düşündüğümde hiç  bir şey hatırlamadım bir an… biraz hafızamı zorladığımda, sabah nefis bir melodiyle güne başladığımı, sonra ofise geldiğimde kıpkırmızı olan kahve çekirdeklerimin beni nasıl heyecanlandırdığını hatırladım. sonra çalıştım… o nefis melodi bir elvis cover’ı the wonder of you idi. öğleden sonra ise büyülü ormandan geçip...
Read More
11 ekim günü yazmışım; yani beş gündür yazmıyorum… bir kaç ayrıntı dışında hayat normal ritminde aktı. yattım, kalktım, işe gittim, döndüm… evin ritmi aynen devam etti… aynı itiş kakış, aynı debelenme, memleketin aynı anlamsızlıkları sürdü… ‘daha dibi var mı?‘ derken daha da derinlere inmeye devam ettik; buradan çıkmak pek de kolay olmayacak… olan farklılıklara gelince… yeğenim e....
Read More
tekrarlayan sabahlardan biriydi… daha iyi uyuduğum için kolay kalktım. vizon rengi farımı sürerken, ileride, biraz daha yaşlanıp, göz çevrem daha da kırıştığında farlarımı özleyeceğimi düşündüm. sonra dün akşam ikinci sezonunu bitirdiğim dr. foster adlı dizinin kadın karakterini gemma geldi aklıma. ne yapacağı, nasıl davranacağı belli olmayan bir kadın gemma. onu izlerken, onu tanımlayacak bir fiil...
Read More
çocuklar odalarına çekilmişler ve yarim a. dışarıda. şu sıra biz de kalan yeğenim e. de yoga dersinde. kendimi önce banyoya attım. sonra biraz ortalığı toparlamaya çalıştım ama halim yoktu. canım bir şey de yemek istemedi, elma çayı eşliğinde biraz peynir ekmek yedim; böylece günü bol hareketle  ve yemek gerektiği kadar şey yiyerek geçirmiş oldum. iş yerinde...
Read More
sözde her gün en azından bir şarkı çalacaktım. beni biraz zorlamak için şöyle bir oyun oynayabiliriz mesela… epey bir zaman önce bir baharda, pencere fotoğrafları istemiştim. keyifli olmuştu… hadi şimdi de siz bana bir pencerenizin fotoğrafını gönderin ben de ona bir şarkı bulayım 😉 ne dersiniz? kafamı oturduğum yerde sola çevirdiğim de gördüğüm pencere manzaramı  ve...
Read More
bahçenin çimlerini kesiyor son 1,5 saattir. kafamdaki bütün boşluklarda polenlerin dansını hissedebiliyorum, başımda sert bir ağrı başladı ve burnumu kocaman hissediyorum. boğazımı ise hiç sormayın, tüyden binlerce tırpan ağır ağır geziyor sanki; dağılmış haldeyim… ve çalışıyorum… ve elbette müzik dinliyorum… az önce halo çalmaya başladı ve bunu çalmalıyım dedim. çalışmaya ara verdim, bir kahve daha...
Read More
kaçıp kısa bir mola veririm… yine öyle küçük bi molayla kendimi dışarı attım, kahvemi içtim ve papatya topladım ve ormanda kaybolmadan ofisime geri döndüm 😉 bunun yarattığı hisle cibelle  green grass desin.
Read More
madem ‘tbt’ diyoruz ve geriye dönüyoruz, bu iyi bir başlangıç olabilir… “bilirsiniz geçmiş yavaş yavaş silikleşir… önce sesler, sonra sözler, ardından kokular ve görüntüler bir bir kaybolur. bir ölümle, bir anıyla geriye döndüğünüzde, zihninizin size oynadığı oyunlarla birlikte kimi görüntüler geri gelir. siyah beyaz, pusun ardında görüntülerdir bunlar. düş mü, gerçek mi emin olamazsınız. silmek...
Read More
nefis bir feeling good yorumuyla başladım; hem de daha önce hiç dinlemediğim, dinlediysem de farkında olmadığım bir sesten. sabahın karanlığında, mutfakta kahvaltımı hazırlarken çalmaya başlayan bu şarkının yarattığı ‘iyilik hali’ hala hafifçe üzerimde. çalmasam olmazdı diyerek meklit hadero‘yu dinliyoruz. feeling good  
Read More
1 2