kategori

indie
bu yayını yapmak şart oldu. bahar ayında hermen hesse’nin ağaçlar kitabını okuduktan sonra çocukluğumdan bu yana içimde sakladığım, bende derin izler bırakan ağaçları zihnimde döndürdüm durdum; belki de biraz unutmaktan korktuğum için buraya bütün bu ağaçları yazmaya karar vermiştim. bugün kavaklığımızda olanları takip edince “artık yaz, erteleme” dedim kendime… *** sanırım ilk ağaç anneannemlerin üzüm bağlarına yakın tren...
Read More
gri ve serin sokağa bıraktığımda havada hafif bir yasemin kokusu vardı. gülümsedim… ardından şimdiye kadar bir sarmaşığın arkasına gizlendiği için göremediğim bir dut ağacının salkım salkım sarkan dutları dikkatimi çekti; olgunlaşan bir kaç tanesini ağzıma atarak yürümeye devam ettim, bir kedi “yakaladım seni” der gibi bana baktı, ona da gülümsedim. tren istasyonu yerine geçici olarak...
Read More
başlattı kraliçe… 21 gün boyunca bir günlüğe yazar gibi yazın diyor. bunu yapmaya söz veremem doğrusu; pek çok nedenle buraya yazma rutinimi kaybettim. ama hadi bugün, yani üçüncü gün, bir günlüğe yazar gibi bir kaç not düşüp, güne devam edeyim… bir süredir uykularım yine düzensiz. erkenden uyuyakalıp, gece 2,5-3 gibi uyanıyorum ve bir daha doğru düzgün uyuyamıyorum. bu gece...
Read More
rastladığım bir fotoğraf beni büyüledi… böyle bir şeyi şimdiye kadar nasıl atladım anlamadım. sözünü ettiğim şey “crown shyness” denen bir doğa olayı. bazı ağaç türlerinde göğe doğru uzanan üst dallar birbirine değmeyip fotoğraftaki gibi bir görüntü oluşturuyorlarmış. neden böyle olduğuna ilişkin bazı varsayımlar var ama okuduğum pek çok yazıda, nedeninin tam olarak bilinmediği yazıyor… bilirsiniz bazı...
Read More
bırakmaya karar verdim. en azından günde bir kez olsun, bir cümleyle de olsa bir şarkı çalacağım… nefes niyetine… sözcüklerle bağımı yitirmemek için; pamuk ipliğine bağlılar çünkü… *** iki sabahtır yunusları görüyorum… bu sabah serviste, sonbaharı özledim diye düşünürken ve zihnimde aslı erdoğan’ın “Birden taş gibi ağırlaşır, dibine kadar battığınız dünyaya bakakalırsınız” sözleri dönerken, iki yunus...
Read More
bana eşlik eden şarkıyı şuraya bırakıp işime bakayım. kings of convenience scars on land diyor.  
Read More
yanımdan arkası açık bir kamyonet geçti; balya haline getirilmiş gazetelerin yanında bir adam oturuyordu içinde. sonra araç durdu, ben eski tren istasyonundaki alt geçide girdim. arkamdan koşarak gelen birisi hızla beni geçti, elindeki balyadan aracın arkasında oturan adam olduğunu anladım. bir taraftan koşuyor bir taraftan bizim istasyonun sakinlerine, kedilere, laf atıyordu. yemek yiyene ‘afiyet olsun‘,...
Read More
çalışmaktan yoruldum çünkü. başımın içini uğultu dolu bir çuval gibi hissediyorum; sol yanında küt bir ağrıyla uğultunun derinliği artıyor… akşam saat 8.30’a kadar yine buradayım üstelik… dışarıda, bizim sırılsıklam olmuş sarmanla, ışığı seyrettik. daha doğrusu ben de seyrettim o paçalarıma sürtünerek beni ıslattı. iflah olmaz bir sevgi manyağı bu kız. kime çekmiş bilmiyoruz, ne annesi...
Read More
diye bir şey var biliyorsunuz; throwback thursday….ben seviyorum bunu. her şeyi hızla unutarak geride bıraktığımız bu hayatta  fotoğraflarla geçmişe dönmek hoşuma gidiyor. bundan sonra bir tür ‘tbt’ olarak, geriye dönüşlerle, radyonun eski metinlerini yavaş yavaş buraya ekleyeceğim. ilk geri dönüşümüz 22 aralık 2008’den olsun: “haftaya soğuk başladık… elimden değil bunu sevmiyorum. antalya’da doğmuş, büyümüş biri...
Read More
hava durumunu dinlerken, sunucu deniz çırpıntılı dediğinde, içimde de bir şeyler çırpınmaya başlardı. bazı sözcüklere insan elinde olmadan ve hatta neden olduğunu bilmeden bağlanır; çırpıntılı sözcüğü de benim için öyle. rüzgar bulutları peşine takıp geldiğinde, deniz “heyecanlanır”;  üzerinde beyaz beyaz köpükleri sektirerek çırpınması ondandır diye düşünüyorum. masalsı bir şey bu… evet hava nefis ve deniz...
Read More
1 2