kategori

rüyaların saklı evreni
karanlık odada uzun uzun tavana baktım ve bu kadar erken kalkmanın saçma bir fikir olduğuna karar verip uyku ile uyanıklık arasında 6.30’a kadar yatakta döndüm durdum… sonrasında kalktım ve normal sabah rutinini yaşadım; farklı olarak bugün tai chi süresini 30 dakikaya çıkardım ve hareketleri doğru yapmaya çalışmaktan çok, doğru nefes alıp vermeye odaklandım… iki gecedir...
Read More
birisine kötü bir dilek için ‘ilginç günlerde yaşayasın’ diyorlar. sanki bizler de böyle bir bedduanın etkisindeyiz ve ilginç olmaktan öte tuhaf günler yaşıyoruz… yaşadığımız çağın her geçen gün üzerimize çöken ağırlığı yetmezmiş gibi 2019 yılının sonlarında ortaya çıkan covid19 virüsü dünyayı tamamen ele geçirdi. bir uzaylı istilası beklerken virüs istilası yaşıyor bütün dünya. çin’in ardından...
Read More
sürekli aynı rüyanın görüntüsüyle uyuyup uyuyup uyandım. bir ormana doğru koşuyorum… bir kızıl çam ormanı… başımda beyaz bir bere var, üzerimde uzun devetüyü renginde bir palto. sonrasında ormanın hemen kıyısında bir kuşburnu çalılığının yanında elimdeki telefonunun ekranından görüntüme bakıyorum. bunu ben çekmişim; aynı anda hem koşup hem arkamdan bu videoyu nasıl çektiğimi anlamaya çalışırken uyanıyorum…...
Read More
bir rüya gördüm. bir iran masalının içindeydim ve geride çok kısık sesle bir şehram nazıri melodisi çalıyordu. bütün bunları, rüyaların o saklı evrenindeki bilgelikle biliyordum… tamamen terra cotta renklerin tonlarından oluşan bir evrenin içindeydim. kaldırıp baktığımda ellerimin de sarıdan kızıla dönen bir toz renginde olduğunu farkettim ve uyandım… sevgili cahit’in dizelerinde gibiydim: bir masaldan çıkıp şiire kaçmıştım…*...
Read More
az önce yakıcı bir sıcaklıkta esiyordu ama şimdi hafif bir serinlikte; sanırım meltem çıktı… ali ve ada evin içindeler, ben bahçeye açılan terasta oturuyorum. denizin üzeri köpük köpük. ali tatil boyunca ara ara çalıştı bense kelimenin tam anlamıyla şalteri indirdim. işe döndüğümde ilk bir kaç saat neredeyim ben, burada ne yapıyordum diye hissedeceğimi şimdiden biliyorum… bu...
Read More
kaş’tayız… bir haftalığına tuttuğumuz yazlık evin bahçesinde yazıyorum. arka planda rüzgarın sesi, doğanın sesi, hafif bir klima sesi, ilerdeki büyük ağacın rüzgarda savrulan dallarının sesi geliyor ve peter gabriel‘in the boy in the bubble yorumu çalıyor… ada yan tarafımdaki kanepede kitap okuyor ve bir kaç kuş arada ötüyorlar. kafamı hafifçe sağa döndürdüğümde ağaçların arasından çırpıntılı denizi...
Read More
en nihayetinde bize, tavan yapan egoları, taş kesmiş kabukları, bıçak gibi keskin sınırları, en uzağa ben işerim tavırlarını, memleketin siyasetçilerinin iğrenç eril dilini ve küstahlığını sunuyor. bu durum, siyasetçiler ve kendine gazeteci diyen güruh bir yana “taraftarlar” açısından da böyle. sonucun yarattığı ruh haliyle hemen herkes ‘kötücül’ haline geri döndü, kimileri sessizken bülbüle döndü ve...
Read More
leonard cohen’in you want it darker’ını çalmaya başladığında bir rüyanın içinden sökülüp alındım. her şey bir fotoğrafla başlıyordu; yani hatırladığım kısmı bu. uyandığımdan beri öncesini hatırlamaya çalışıyorum ama yok tamamen silinmiş durumda. o fotoğraf antalya’nın eski mahallerinden birinde ve bahçesinde palmiyeler olan bir evin fotoğrafıydı; hafifçe eskitilmiş gibi ve sarı bir ışığın hakim olduğu bir...
Read More