manifesto

kitabın aslına, müziğin korsanına rağbet et…

hiç bir şeyin, hiç kimsenin değil bir tek müziğin seni bir yerlere alıp götürmesine izin ver…

neresi bilmem ama “içini titreten” bir memleket havan olsun…

müzikte kendine sınır koyma, her ortamda dinlenecek başka bir müzik vardır; unutma rakı masasında caz, istanbul trafiğindeki bir takside rock dinlenmez… rakı masasının müzikleri üç aşağı beş yukarı bellidir de; bir takside, en geyik ve müzikli radyo programının bile en sevdiğin programa dönüşebilme potansiyeli olduğu gerçeğini aklından çıkarma…

başkasına karışmam ama neşet ertaş’ı sev; en az bir neşet ertaş türkün olsun bu hayatta…

ortaya hiç yanaşma, durabildiğin kadar solda durmayı her zaman tercih et…

zihinsel yıkım (mental destruction) denen şeye inan, unutma ki hem kişisel, hem yerel, hem de küresel kurtuluşun ondadır…

gönderme yapma, ne söyleyeceksen doğrudan söyle…

radyo z dinleme gerekçeni açıkça ortaya koy. hem sen hem ben niye burada olduğumuzu bilelim…

gençliğini evrelere böl ve uzat uzatabildiğin kadar…

“bir durakta durup göğe birlikte bakabileceğin” birine rastladığını düşünürsen şansını dene; kimbilir belki bir ömür gökyüzüne bakabileceğin bir avuç dosttan birine rastlamışsın demektir…

şairin dediği gibi, çocukluğun gökyüzü gibi bir şey olduğunu unutma, nereye gidersen git hep seninle olsun…

ve… “sayılmasam kaç olsam da, topraktaki güç olsam da, aptal gibi suç olsam da” benimle oyna…

Skip to toolbar