dünyanın bir radyosu
radyo z
22
Dec

sosyal medyada tbt…

diye bir şey var biliyorsunuz; throwback thursday….ben seviyorum bunu. her şeyi hızla unutarak geride bıraktığımız bu hayatta  fotoğraflarla geçmişe dönmek hoşuma gidiyor.

bundan sonra bir tür ‘tbt’ olarak, geriye dönüşlerle, radyonun eski metinlerini yavaş yavaş buraya ekleyeceğim. ilk geri dönüşümüz 22 aralık 2008’den olsun:

haftaya soğuk başladık…

elimden değil bunu sevmiyorum. antalya’da doğmuş, büyümüş biri olarak soğuk benim için her zaman mutsuzluk nedeni… ama dışarıda renkler olağanüstü;
soğuğun keskinliği havaya da yansımış durumda. tüm renkler ışığı ile kendini gösteriyor…
geçen haftaki kaçaklığımın ardından sabah toparlanmaya çalışılan işler nedeniyle yayına biraz gecikmeli olarak başlıyoruz… sanki 100 yıldır burada değildim 😉

ilk şarkımız shrek 3’den… shrek belki bakışlarıyla günü ısıtır 😉

eels söylüyor;

royal pain

evet yine buz gibi bir gün ve ışık yine aynı oyunu oynuyor…

15
Dec

kar başladı yeniden…

ellerim üşüyor… yoruldum ve sıkıldım; kafamı işten kaldıramıyorum… her şeyden biraz uzaklaştım; buradan da…

az önce kendime ofiste bulduğum malzemelerle, elma, tarçın, yarım portakal ve limon suyuyla mikro dalgada tatlı yaptım; üzerine kaymakmış gibi davranarak yağsız yoğurt ekledim.

dışarıda usul usul, ince ince yağan karı izleyerek yedim…

bir tatlı krizinin eşiğinden döndüm ve annemin deyişiyle nefsimi körelttim 😉

bütün bunlar olurken çok uzun süredir dinlemediğim bir parçayı döne döne dinledim. ve içimden mırıldandım durdum: “dostum haykırıyor “uçmak kaçış için olmaz” … dostum haykırıyor “ruh erinci için uçmak” …“ruh erinci için uçmak”…

evet murat kemaloğlu

kaplumbağaların uykusuna dek 

diyor.

 

 

… essizliğin esrikliğinde
birden bir ses duydum yaklaşan
kurşunları beni hedef alan makinalı
bana adımlayan bir dostun ellerinde
biliyorum bu bir karabasan
ürküyorum ve kaçıyorum yine de

yıllar önce bacısı sevgilimdi
dondurmalı baklava kadar sevdiğim
bana kızgın kovalarken haykırıyor
bacısına ve bütün bacılara ihanet ettim diye

küçükken ben güreşmeyi hiç sevmezdim
oysa şimdi güreşe hoş bir yorum getirdim

dostumdan uçmayı öğrenmiştim
öğrenene dek kolumu kanadımı kırdım
belki parçalarımı hala saklıyordur evinde
oysa ben uçamıyorum yine
dostum haykırıyor “uçmak kaçış için olmaz”
dostum haykırıyor “ruh erinci için uçmak”
“ruh erinci için uçmak”…

7
Dec

bu şarkı…

öğle tatilinde karşılaştığım bu  güzeller güzeli yusufçuğa gelsin…

zuhal olcay

pervane

diyor elbette.

 

 

6
Dec

niye bilmiyorum ama burada…

eskisi gibi yazamıyorum… belki içinde olduğumuz ortamdan, belki benden ötürü; ikincisi olma ihtimali daha yüksek sanırım…

kasım ayı öylece geçti. oysa her kasım mutlaka tom waits’in ve max richter’in november’larını dinlerdik öyle değil mi?

belki de pek fazla yağmur yağmadığındandır; kimbilir…

***

2016 yılı kara trenin seferlerinin sıklaştığı bir yıl oldu bazılarımız için; herkesin kara treni kendine tabii…

tahsin yücel, david bowie, muhammed ali, tarık akan ve alan rickman bir yana ananem, necla teyze, leonard cohen, benim için çok ama çok önemli patronlarımdan biri olan aykut bey ve en son da fidel castro’nun gidişi onlarla beraber pek çok şeyin de kaybıydı…

ananem’le çocukluğum…

necla teyzeyle çocukluk hayallerim…

leonard cohen’le gençliğim…

aykut bey’le iş denen şeye olan inancım…

ve fidel’le dünyanın bizim hayal ettiğimiz anlamda değişeceğine olan umudum

uzaklaştı iyiden.

yapacak bir şey yok; bize düşen buymuş deyip susuyorum burada.

***

bütün bu ölümlerin bana bu yıl hissettirdiği en önemli şeyse şu oldu.

giden bir kişinin ardından herkes sadece kendi payına düşen kısmıyla o yaşamı, o can’ı anıp, sınırlandırıp, koskoca bir hayatı paramparça ediyor ve geriye sanırım hiç bir şey bırakmıyor.

yani diyeceğim, bizler bir ölünün ardından onu kaybını yaşarken onu iyisiyle kötüsüyle, gördüğümüzle, hissettiğimizle, dokunduğumuz veya dokunamadığımız kadarıyla parçalara ayırıp yok ediyoruz…

bir de sosyal medyada illa bir şey deme merakı var ki o hepten son darbe oluyor sanırım…

her şeyin içinin boşaldığı bu çağ, sözün ve yazının da hor kullanıldığı bir çağ olarak kalacak sanırım…

***

bütün bunların üzerine ane brun‘dan

words

geliyor.

imaj andrew wyeth’ın  ‘wind from the sea’ adlı resmi ve 1957 tarihli…

 

 

 

 

 

 

 

2
Dec

hayat öylece akıyor…

kendimi akıntıya bırakmış gibiyim; aslında söyleyecek çok şey var ama sesim çıkmıyor, çıkamıyor. sözcüklerle aram iyi değil şu sıralar…

ses olsun diye bizim ev halkı olarak son günlerde hayran kaldığımız minik ve tatlı bir kızın şarkısını çalacağım size.

grace wanderwaal 2016 yılı america’s got talent yarışmasının birincisi.

13 yaşında kendi şarkılarını yazan ve harika sesi olan grace

beautiful thing

diyor şimdi.

yakın bir zamanda geri dönüp geçen hayat, ölümler, geçen sonbahar, gelen kış üzerine yazacağım; umuyorum…

 

 

 

 

25
Nov

bir yukio mişima kitabı daha bitti…

denizi yitiren denizci, bir anne oğul ve hayatlarına giren denizcinin hikayesi…

yamaca yerleşmiş bir liman kentini hayal ederek okudum bu kitabı. miyazaki’nin filmlerinden yürüttüğü görüntülerle, zihnimin oynadığı bir oyundu bu. gökyüzü dev pamuksu bulutlarla kaplı olsa da yarı karanlık bir liman kentinde geçiyordu her şey. karanlığı yaratan, karakterlerin zihinlerindeki gölgelerdi sanırım. güneş bir türlü kendini bulutlardan kurtaramadı…

13 yaşındaki bir oğlanın ergenliğinin, zihni denizle kara arasında parçalanmış bir denizcinin ve kendini bir yerlerde yitirmiş dul bir kadının sisli evreninde bir felakete doğru gittiğimi bilerek okudum; nefesim kesilerek ve yavaşça okuyarak felaketi geciktirdim; yapabildiğim tek şey buydu…

marguirite yourcenar’ın bu kitap için yorumu  şu;
ince, bıçak ağzı gibi dondurucu bir kusursuzlukta

***

kitabı dün bitirdim ve bugün mişima’nın ölüm yıldönümü.

25 kasım 1970’de, geleneksel bir yöntemle, seppuku ile intihar eden yukio mişima’nın kendi yaşamına dair ciddi izler taşıyan bu romanı okuyun derim ama her şeye de hazırlıklı olarak.

evet şimdi philip glass’ın mişima için yazdığı;

string quartet No. 3 (mishima), november 25-ichigaya

ve

string quartet No. 3 (mishima), mishima/closing

adlı parçaları dinliyoruz ve elbette bir alıntı da aşağıda:

Gerçek tehlike yaşama eyleminin ta kendisidir. Fakat varoluşu her an aslında olduğu düzensiz haline çözümleyip ortaya çıkan endişeden hareketle , her an ilk kargaşayı yeniden yaratmaya çalışan kaçık bir eylemdir yaşamak.

Bu denli tehlikeli başka bir iş daha olamaz.

Varoluşun kendinde hiç bir korku ya da hiç bir örtülü yan yoktur, bu korku ve tedirginliği yaratan yaşamak eylemidir.

24
Nov

bu sabah güne…

nefis bir feeling good yorumuyla başladım; hem de daha önce hiç dinlemediğim, dinlediysem de farkında olmadığım bir sesten.

sabahın karanlığında, mutfakta kahvaltımı hazırlarken çalmaya başlayan bu şarkının yarattığı ‘iyilik hali’ hala hafifçe üzerimde.

çalmasam olmazdı diyerek

meklit hadero‘yu dinliyoruz.

feeling good

 

19
Nov

bugün homer’in doğum günü…

sevgili ayşen’in, şahane bir dostun kitabevi homer. istanbul galatasaray’da yeni yerinde yeni yaşına girdi…

nice yaşlara, hep birlikte…

ve ne kitapsız ne müziksiz yaşanmaz diyerek, kitaplarla beslenen bir listeyi homer için dinliyoruz…

ama önce suzanne vega

calypso

diyor.

listeyi dinlemek içine lütfen aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız. şarkıların içeriğini oluşturan kitapları da aşağıdaki listeden görebilirsiniz…

homer 26 yaşında (tıklayınız)

Suzanne Vega – Calypso (Homer,  Odyssesy)

Jefferson Airplane – Rejoyce (James Joyce, Ulysses)
Home at Last- Steely Dan (Homer,  Odyssesy)
The Cure – Killing an arab (Camus, Yabancı)
Juliet – Emilie Autumn (Shakespeare, Romeo ve Juliet)
Noah And The Whale – Jocasta (Sofokles, Kral Oedipus)
Guns N’ Roses – November Rain (Del James, Sensiz adlı bir öykü)
Lana Del Rey – Off to The Races (Nabokov, Lolita)
Muse – Resistance (George Orwell, 1984)
Regina Spektor – Samson (İncil, Samson ve Delilah)
Jefferson Airplane – White Rabbit (Lewis Carroll, Alis Harikalar Diyarında)
Belle and Sebastian – Wrapped Up In Books
Simon & Garfunkel – I Am A Rock
Camera Obscura – Books written for girls
Loreena McKennitt – Dante’s Prayer (Dante, Inferno)
Pj Harvey – The River ( Flannery O’Conner Nehir adlı öykü)
The Doors – End Of The Night (Louis Ferdinand Celine, Gecenin Sonuna Yolculuk)
Bruce Springsteen-The Ghost of Tom Joad (John Steinbeck, Gazap Üzümleri)
Beatles – I am the Walrus (Lewis Carroll, Deniz Ayısı ve Marangoz öyküsü)

Skip to toolbar