dünyanın bir radyosu
radyo z
7
Nov

sevgili justine…

sana şifa niyetine bir nick cave şarkısı çalıyorum.

bu şarkıyı daha önce hiç dinlememişim veya sürekli bir şeyleri yitiren zihnimin oyunu bana bu his; bilemiyorum.

opium tea

diyoruz.

7
Nov

haftaya nefis bir…

yann tiersen melodisi ile başlayalım.

uzun zaman olmuştu yann tiersen dinlemeyeli… yaşlanmış, ama güzel yaşlanmış…

son albümü 18 eylül’de çıktı ve adı eusa; tamamını dinlemek isterseniz şöyle buyrun

ama biz burada albümden bir parça dinleyelim.

porz goret

diyoruz.

 

 

 

4
Nov

bugün keyfim yok…

bir ormanda kapanlara yakalanmadan, var olmaya çalışıyoruz adeta.

bize nefes olsun diye

chaima mahmoud dinleyelim…

inni mnih

diyoruz.

işin arasında bu melodiyi sardım gün boyu..

masamdaki manolya tohumlarına baktım göz ucuyla…

kuşlarımı “gökyüzüne saldım”…

ve kara trene bindiği bugün, gülten akın’ın, telezaman şiirini içimde döndürdüm durdum…

başka türlü geçmezdi!

 

TELEZAMAN

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Ufuk çekiliyor
Kumsal genişliyor
Kısalıyor adımlarımızsa

Kumlar mı?
Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla
Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri
Bilimsiz karmaşa
Yaz oysa
En güzel orda yazlardı

Kabuklaşabilir akrep kendi hızında
Yılanların derileri demirden
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor

Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak o deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla

Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor

3
Nov

sabah çok söylendim…

sonra mesaiye kaldım… hala işteyim; kafam taş gibi, gözlerim yanıyor…

ve artık işe deniz tekin eşlik ediyor.

ateş edecek misin diyoruz.

 

3
Nov

çalışmaya devam etmeden önce…

nefis bir şarkının nefis bir yorumunu dinleyelim…

have you ever seen the rain diyoruz

willie ve paula nelson söylüyor.

fotoğraf öğle tatilinden. manolya tohumları bunlar… doğanın renkleri can suyumuz…

3
Nov

yine iki günlük bir eğitimin ardından…

ofise döndüm…

yoğun bir gün ve ben gözlüğümü evde unuttum 🙁 daha iyi gören gözüme yüklenerek, zor bir gün geçireceğim muhtemelen…

ve lodos var. “alçak” basınç bana karşı; kafamın içinde bir ağırlık olarak yerleşmiş durumda…

ve zifiri karanlıkta evden çıkarak servise yetişmek, benim gibi bir sabah insanı için bile zulüm… bu gece saatlerce uyumama rağmen hala uykum var…

şimdi bir kahve yapmalı ve zor güne başlamalı, yapacak bir şey yok…

ama iyi bir başlangıç için, önce lang lang ve 2 cellos‘dan nefis bir clocks yorumu dinleyelim.

27
Oct

1939 yılında bugün…

dupont firması naylonu ticari bir ürün olarak açıklamış ve ilk naylon ticari ürün diş fırçası kılı olmuş. ardından naylon iplik üretilmiş ve amerikalı kadınlar 1940 yılının 15 mayıs günü tüm ülkede aynı anda satışa çıkan naylon çoraplarına kavuşmuşlar.

ve sonra yıllar içerisinde hepimizin bildiği ve  şairin dediği gibi, “her şey naylondan…” olmuş…

diyerek naylondan çıkıp şiire dalalım…

bu naylondan zamanlarda, yetişkin olmak,  gündüzlerini birilerine teslim etmek anlamına geliyor ve her gün geceye kavuşmak, kendi “özgürlüğümüzü” yeniden yeniden elde etmeye benziyor.

gecelerimizi ‘geyikli gece’lere döndürmekten başka şansımız yok… aksi durumda kendimizi yaşamıyor kabul edebiliriz…

“… Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak…”

***

şimdi biraz her şeye ara verin…

yalnız değilseniz kulaklığı takın…

sesi açın…

yeşil ve yabani uzak ormanlarda’ olduğunuzu hayal edin.

carlo domeniconi

koyunbaba ile sizi oraya götürecektir…

 

turgut uyar’ın bu inanılmaz şiirinin devamı için buradan lütfen

 

 

26
Oct

içinde olduğumuz hayat…

yorucu ve bir tür girdap; döne döne aynı saçmalıkları yaşarken, dibe doğru sürüklendiğimizi hissediyorum bazen… buradan bir yere varmayacağım. söyleyip kaçıyorum 😉

***

iki gündür eğitimdeydim; sabahtan beri masama çöküp biriken işleri toparlamaya çalıştım. şimdi kendime bir ot çayı yaptım ve yanağımı okşayacak bir melodi ararken maria teresa vera ile karşılaştım.

tam hayal ettiğim gibiydi. önce yaşlı, buruşuk ve çok şeye dokunmuş ellerini yüzüme dayadı ve sonra sımsıkı kollarının arasına aldı…

evet

maria teresa vera

veinto anos

diyor.

albümün tamamını dinlemek için buradan buyrun

 

 

Skip to toolbar