dünyanın bir radyosu
radyo z
9
Sep

sabah başka bir binaya toplantıya gittim…

dönüşte bir kilometreden biraz daha fazla bir mesafeyi ormanın içinde fotoğraf çekerek ve havayı koklayarak yürüdüm. sıcaklık aniden geri dönse de sonbahar kendini doğada gösteriyor artık…

sarıya dönmeye ve umuyorum yağmurlara az kaldı…

evet günün ilk sonbahar şarkısı sevgili orhan’dan

jill barber yağmurda eylül diyor;

en septembre sous la pluie

8
Sep

zor kalktım bugün…

az da uyumadım aslında, gece derin bir uykunun kollarına aniden kendimi bırakıp, sabah alarm olarak bob dylan‘ın sesi, I am fool to want you diyene kadar uyudum… tezer’in gece eve dönüşü bile uyandırmamış beni.

her halde bir dakika kadar yatakta, gitmesem mi diye düşündüm  ve sonra hızlıca toparlanıp kalktım. ilacımı içtim, bacaklarımı esneterek dişlerimi fırçaladım, giyindim ve makyajımı yaptım; her zaman olduğu gibi… kahvaltılık bir şeyleri çantama attım ve biraz erken evden çıktım…

epeydir oscar peterson dinliyorum yürürken, şahane bir yol arkadaşı. bugün de onunla başladım, servise yürürken karşıma ilk çıkanlar bir kara kedi, iki kargaydı; kulağımda caravan çalıyordu. servise bindim ve oscar peterson‘la denizi seyrederken uyuya kaldım…

bulutlar güneşin hemen etrafında koyunlar gibi yayılmıştı işe ulaştığımızda. yol arkadaşımla, gündemi konuşarak, enstitü’ye yürüdük. kahvaltıda, bir grup geveze kadın olarak dizi geyiği yaptık, yıllarca süren sezonlarıyla, bizden birine dönüşen dizi karakterlerinin dedikodusu yapıldı ve ben bugün mutfakta kalmayı uzattım.

ofise indiğimde elif beni kocaman gülümsemesi ve neşeli günaydınıyla kapıda karşıladı:

bugün odanızı temizleyeyim z hanım” dedi.

tamam” dedim.

temizliği rahat yapması için ben etrafı toparlarken, o uzun uzun bana köyünden, köyündeki çayın güzelliğinden, hes projesinin köyünü mahvettiğinden, oradan bana getireceği taşlardan, bayram tatilinde ne yapacağından, olması gereken ameliyatı olmamak için yaptıklarından  falan söz etti. birlikte, uzun uzun dip köşe bir temizlik yaptık, bayram öncesi.

o gitti, ben eşyaları yerleştirdim, karanfilli kahve yaptım…

çalışmamayı nasıl uzatsam diye bulutlara bakarak düşünürken ve kahvemi yudumlarken, şükürler olsun radyo var artık dedim 😉

***

evet yokluğumda keşfettiğim bir gruptan nefis bir melodi geliyor şimdi; tam sonbahara uygun. her dinlediğimde içimde sapsarı yaprakların uçuştuğu, savrulduğu bir melodi…

hang massive‘den dinliyoruz

once again

sesi açın ve kendinizi tamamen melodiye bırakın. parçanın videosu da şurada

7
Sep

ikinci sonbahar şarkımız…

sevgili yeliz’den…

passenger

golden leaves

diyor.

7
Sep

o kadar çok şey oldu ki…

ben buralarda yokken. nereden başlayacağımı bilmiyorum. kaldığımız yerden devam etmek en iyisi her halde. olan bitene yeri geldiğinde mecburen döneriz zaten…

hazır sonbaharla başlamışken yeni yayın dönemine, birlikte güz şarkıları seçebiliriz belki. ne dersiniz?

ilk şarkımız tindersticks‘den

the fire of autumn

olsun.

peki ya, sizin sonbahar şarkınız ne?

6
Sep

yeniden merhaba…

döndüm…

radyo’nun başına gelen kazadan sonra geçmişin bir bölümünü kurtarabildik. ama sadece metinler; fotoğraflar ve şarkılar uçtu ?

yeniden eskisi gibi yayın yapabilir miyim emin değilim ama radyo z’nin hiç olmamış gibi olmasına dayanamayacaktım sanırım. bu siteye kalan geçmişi olabildiğince taşıyacağız.

yeni radyo z elbette yarim ali’nin desteği ve gayretiyle toparlandı. onsuz olmazdı!

ufak tefek kalan bazı eksikleri tamamlayacağız; daha fazla bekleyemedim…

***

çok zaman geçti, çok şey oldu. nereden başlayacağımı nasıl anlatacağımı bilmiyorum. tam olarak hissettiğim şeyi bir süre önce sevgili justine kendi günlüğünde, sarıkent‘de yazmıştı. doğrudan onun sözcüklerine bırakıyorum kendimi:

Kendi evine yabancı gibi girmek nasıl bir his bilirsiniz, uzun bir tatil yapar, eve girdiğiniz gibi kapıları pencereleri açar, her yeri havalandırır ama yine de nefessiz kalırsınız. Aceleyle bir şey yapmak, çay demlemek, çiçekleri sulamak, korkunç rüyalar, nefis düşler eşliğinde saatlerce uzandığınız yatağınızda uyumak istersiniz. Şimdi aynı hisler içindeyim; ses çıkarmaya korkarak, parmak uçlarımda bloğa göz atıyorum. Sanki yazacak hiçbir şey kalmamış, anlatacak hikâyeler bitmiş, dinlenecek müzikler susmuş, burada bir şey kırılmış ve öyle bırakılmış gibi, tamir edilmemiş...”

evet bir kez daha, yeniden benimle oynar mısın diyorum sizlere.

bülent ortaçgil elbette.

Skip to toolbar