yılın ilk günlerini…

“Toprak kimseye ait değil, geleceğe aittir Carl.”
-alexander, ey öncüler

geçen yıl olduğu gibi yine datça yarımada’sında geçirdik; yarın dönüyoruz. üzüldüğümü söyleyemeyeceğim, istanbul’daki hayatımı özledim…

geçen yıl baharı yaşamıştık burada, papatyalar çiçeklerini açmamakla birlikte, diz boyu olmuşlardı… etraf baharın yeşilliğindeydi… bu yıl olması gerektiği gibi kışı yaşıyoruz ve bundan memnunuz. günlerimiz yağmurun nefesi, sert esen lodoslar ve yakınımızda gibi hissettiğimiz dalga sesleriyle geçiyor.

mesudiye’de kaldığımız için genel olarak, doğanın sesleri dışında, derin bir sessizliğin içindeyiz… arada güneş kendini gösteriyor, hava açıyor, çok soğuk da değildi; mütavazi açık hava sofralarımızı sahilde ve çok sevdiğimiz tepede açabildik bir kaç kez. dün görmeden dönmeyelim diye yağmurda knidos’a gittik ama bizi orada park yeri inşaatı nedeniyle iş makineleri ve çalışanlar karşıladı. birazcık etrafı dolaştıktan sonra, hızlıca çıktık; yaşadığımız tek hayal kırıklığı bu oldu sanırım. dönüşte hava açtı, kendimize yine minik bir sofra kuracak ve şarabımızı yudumlayacak köşe bulduk… bugün de güneş, açık havada bir öğlen rakısı içmemize izin verdi…

elbette ilk iki günün ardından çalışmaya başladık… mutfağa kurduğum çalışma masamdan kalkıp, terasta manzaranın ve temiz havanın tadını çıkardığım anları İstanbul’da çok özleyeceğim ve arayacağım…

burada 2025 yılının son günlerinde başladığım emi yagi’nin boşluğun güncesi kitabını bitirdim ve ardından willa cather’ın alexandra‘sını okumaya başladım. aslında kitabın orjinal adı O Pioneers! daha önce türkçeye ey öncüler olarak çevrilmiş… romanın ana karakteri alexandra, toprağı dinleyen, acele etmeyen bir kadın. büyük sözleri yok; ama sabrı, sezgisi ve inadıyla bozkırı yavaş yavaş kendine benzetiyor. kitap, başarıyı gürültüyle değil, zamanla kurulan bir bağ olarak anlatıyor… romanda doğa bir arka plan değil, neredeyse yaşayan bir karakter. rüzgâr, toprak, mevsimler alexandra’nın iç dünyasıyla birlikte değişiyor; doğa, roman boyunca okuyucu ile sessiz bir iletişim içinde sanki… burada, doğanın “detaylarını” daha yoğun bir şekilde hissettiğim yerde, bu kitap çok iyi geldi…

aslında bu kitap yazarın bereketli topraklar üçlemesi‘nin ilk kitabı; daha önce de bu üçlemeye ait olan antonia‘yı okuyup çok keyif almıştım. ilk fırsatta üçüncü kitabı da okuyacağım…

2025’te çok az okudum; 19 mart süreci ve ardından olanların bir sonucu bu. yıl sonunda goodreads’e okuduğum kitapları girmeye çalıştığımda bunu bir kez daha farkettim. sanırım 2025’in en kıymetli okumalarından biri benim için meltem gürle’nin irlanda defteri ve ardından okuduğum iki claire keegan kitabı oldu. emanet çocuk ve böyle küçük şeyler kitaplarıydı bunlar; ve bu iki “minik” kitapla keegen yazarlarımdan biri oluverdi… bu yıl keegan’ı ve benim için yeni diğer irlandalı yazarları okumaya devam edeceğim.

pek çok niyet var elbette 2026 için içimde… daha fazla müzik dinlemek bunlardan birisi ve elbette buralarda biraz daha fazla takılmak ve daha fazla yazmak… bakalım hep birlikte göreceğiz…

burada uzun bir aradan sonra uzun uzun frank sinatra dinledim. o kadar özlemişim ki. dinlememe vesile olan albümü buraya bırakıyorum.

dönüşte, görüşürüz!

1 Response

Leave a Reply