kategori

rock
beslediğimiz kumru ve serçelere iki kocaman güvercin eklendi. gürültülü kanat çırpışlarıyla pencereye geldiklerinde diğerleri kaçmak zorunda kalıyorlar… onların bu baskın hallerinden hoşlanmıyorum aslında ama tüylerinin büyüsüne kapılıp onları kovalayamıyorum… bu sabah ikisiyle o kadar oyalandım ki, servise koşarak yetiştim! *** bugün yoğun geçti… şimdi durdum, kendime güllü yeşil çay yaptım ve youtube’da bir sting videosuna...
Read More
  “Galileo ve Darwin’in de söylediği tek şey şuydu: Düşündüğümüz şekilde olmak zorunda değil.” — ursula k. le guin       canımız ursula’nın boşa geçirecek vakit yok kitabını, içinde kendi yaptığı gelincik resimleri ve basra körfezindeki kapıların kilitlerinin ve tokmaklarının olduğu bir kartpostalla ilettiği zaman çok mutlu olmuştum. niye bilmiyorum, belki de ege’nin kartpostala...
Read More
başbakan harold wilson kraliçeye “hiç bir şok 48 saatten fazla sürmez, bir sonraki şoka açlık hisseder” derken durumumuzu tarif ediyordu adeta ve henüz o cümleyi daha sindirememişken suriye haberi geldi; üç dört gündür onunla kalkıp yatıyoruz.  yarın ne gelecek bilmiyoruz… ve sonraki gün ve ondan sonraki gün… olayın kendisi ve sonuçları bir yana ardından olanlar,...
Read More
“… Its gonna feel just like those raindrops do When they’re falling down, honey, all around you…“ ― lorenz hart     marmaray’da dönüş yolu. yanımda bir anne kız var. 4-5 yaşlarındaki ufaklık biraz haylazlık yapıyor; sanırım oturmak istemiyor.  sürekli kıpırdanarak yere doğru kaymaya çalışan ufaklığa annenin söylediği ise “ gel buraya atarım yoksa seni...
Read More
mutfağı toparlamaya başladığımda pencereden bir kumrunun sesi geldi. yavaşça yanaştım; tüyleri kabarmış halde öylece dönüp bana baktı. sonra dikkatlice geri çekildim ve telefonumu aldım. iyice yanaşarak fotoğrafını çektim. o ise hiç istifini bozmadı, hafifçe tedirgin beni gözünün ucuyla yokladı sadece… evimizin yan tarafındaki boş arazide inşaat artıklarından oluşmuş minik beton tepeciğinin hakimi köpeğimiz de oradaydı her...
Read More
tırmalamadan sadece şarkı çalarak geri dönmeliyim; en azından bir süreliğine diyerek 2018 yılının son günlerinde çok fazla dinlediğim bir parçayla 2019 yılı yayınlarına başlıyorum… mark lanegan‘dan strange religion‘ı dinliyoruz. bu parçaya geri dönüş nedenim 2018 yılında kara trene binen anthony bourdain‘ın ‘parts unknown‘ programının seattle bölümüydü. programın bu parçanın eşlik ettiği sonunu gösteren bölüme şuradan ulaşabilirsiniz....
Read More
gençliğime gidiyorum derdim. bir süredir sadece bir iç anadolu şehrine gidiyor gibi hissediyorum. her şey çok geride kaldı! sanırım bu hissin nedeni şehrin o eski şehir olmaması falan değil; ben artık eski ben değilim… evet ankara’dayım ve yukarıdaki fotoğraf bugün gördüğüm en güzel şeydi; paylaşmadan edemiyorum. bir tuvalet işareti elbette 😉 *** şu an esenboğa’da...
Read More
evdeydim. sabah ev halkı gittikten sonra tekrar biraz uyumaya çalıştım. sonrasında kalkıp bir şeyler yedim ve ortadaki ütülenmiş çamaşırları yerlerine yerleştirdim. bunu yapmak ütüyü yapmaktan daha zor geliyor… öğleden sonra bir şeyler okumaya çalıştım ama olmadı; yarım yamalak bir şeyler izledim. sonra çocuklar geldi… a.’nın dün yaptığı badem sütünden kalan badem kırıntılarıyla çikolatalı kek  yaptım....
Read More
11 ekim günü yazmışım; yani beş gündür yazmıyorum… bir kaç ayrıntı dışında hayat normal ritminde aktı. yattım, kalktım, işe gittim, döndüm… evin ritmi aynen devam etti… aynı itiş kakış, aynı debelenme, memleketin aynı anlamsızlıkları sürdü… ‘daha dibi var mı?‘ derken daha da derinlere inmeye devam ettik; buradan çıkmak pek de kolay olmayacak… olan farklılıklara gelince… yeğenim e....
Read More
devam ediyoruz elbette… sırada esin’in penceresi var… bakılan yer burası olsa da içindeki sese ve hisse; “... evi sahile öyle yakındı ki bazen rüzgarın taşıdığı kumlar pencere camına çarpıp kuru sesler çıkarıyordu…” çalıyoruz. bu hissi duyan sevgili çiçek seçti şarkıyı noir desir le vent nous portera rüzgar bizi sürükleyecek diyor. fotoğrafın tamamı için lütfen üzerine...
Read More
1 2