kategori

radyonun ruhu!
kısa bir yürüyüş yaparak ormanın içinden çay içmeye gittim… tatlı ve hafif serin bir rüzgarın altında aynı melodiyi döndürerek kitabımı okudum.  çin’li yazar yan lianke‘nin kitabı günler aylar yılllar‘ı ağır ağır, hiç aceleye getirmeden okuyorum şu sıralar. bu kitabın üzerine bitince bir şeyler söylerim sanırım. ama şimdi sadece dinlediğim melodiyi çalmak istiyorum. slow meadow‘dan borderland...
Read More
bu kaçınılmaz bir şey mi? bu döngü… bir yeniden ortaya çıkma hali… sabah karşı apartmandaki yaşlı kadın; sandalyeleri açtı, krem rengi püsküllü masa örtüsünü serdi… iki gündür ortada görünmüyordu oysa; yoklar her halde diye düşünmeye başlamıştım. hemen karşımda oldukları halde, pandeminin başlangıcından bu yana farkettiğim yaşlı bir çift var karşı apartmanda. açık tenli, ikisi de...
Read More
yazmadım; içimden gelmedi çünkü… buraya yazmamanın yanı sıra hayatın ekrana yansıyan yüzünden de uzaklaştım biraz; uzaklaşmanın ötesinde sıkıldım sanırım. haftalık olarak telefona gelen ekran süresi raporlarına bile yansıdı bu durum… daha fazla okuyorum hatta yepyeni bir deneyim yaşayarak storytel  maharetiyle kitap dinliyorum; yıllardır okumak istediğim saatleri ayarlama enstitüsü‘nü hem dinledim hem de aynı anda okudum...
Read More
bugün evdeydim; işe yarın başlayacağım! günü büyük ölçüde iş yaparak ve gündemi yakalamaya çalışarak geçirdim. çamaşır yıkadım, çantaları boşaltıp, temizleri ve ütülenenleri yerlerine kaldırdım, yemek yaptım, evi temiz bıraktığım için, hafifçe ortalığa dökülenleri süpürmem yeterli oldu. daha bitmedi tabii; geride bir sepet dolusu ütülenip, kaldırılması gereken çamaşır var… çocuklar kirlilerini sepete attılar; henüz ikisinin de...
Read More
son iki günündeyiz. buz gibi ege denizinden ve inanılmaz keyifli bu evden ayrılmak çok kolay olmayacak pazar günü; bir yanımızı burada bırakacağız… ilk hafta antalya’da tam olamasa da, burada, bodrum gümüşlük’de  “pause” tuşuna basmış gibiyim. bizim dışımızda olan bitenden büyük ölçüde koptum, bize dayatılan hayata göz ucuyla bakıyor gibiyim… denizi seyrediyorum, o buz gibi suyun içindeyken...
Read More
eve geldiğimde saat dokuza geliyordu;  kimse yoktu. bir dilim karpuz kestim, peynir ve ekmekle onu yedim. yanında da  midnight diner: tokyo stories izledim. tam benlik bir dizi ve şu sıralar ilaç gibi geldi… sonra mutfağı toparlarken spotify’dan dizinin soundtrack’ini dinledim. hiç planlamıyordum ama dolaptan soğumuş şarabı çıkarıp açtım ve bir kadeh koydum. mutfakta yarı karanlıkta tokyo öykülerine...
Read More
bu fotoğrafı yayınladığında içimde çalan şarkı belliydi… ondan kaçtım! başka bir melodi kendiliğinden gelir nasıl olsa diyordum ama o bütün sesleri susturdu… teslim oldum… eternity and a day: by the sea geliyor. elenei karaindrou elbette. fotoğrafın tamamını buraya bırakıyorum; o yukarıdaki mavilik olmasa eksik kalırdı.    
Read More
beslediğimiz kumru ve serçelere iki kocaman güvercin eklendi. gürültülü kanat çırpışlarıyla pencereye geldiklerinde diğerleri kaçmak zorunda kalıyorlar… onların bu baskın hallerinden hoşlanmıyorum aslında ama tüylerinin büyüsüne kapılıp onları kovalayamıyorum… bu sabah ikisiyle o kadar oyalandım ki, servise koşarak yetiştim! *** bugün yoğun geçti… şimdi durdum, kendime güllü yeşil çay yaptım ve youtube’da bir sting videosuna...
Read More
ve sabah yürüyüşünden olan bu çiçek sevgili ekmekçi kız için. dönemediğim mesajları için özür niyetine… *** polonyalı şarkıcı antonina krzyszton söylüyor usysz prosze.  
Read More
içimden pek yazmak gelmiyor. oysa burada sözünü etmeye değer bir şeyler var… belki sonra toplu bir şekilde özetlerim geçen günleri. şimdi sadece öğle tatilinde yürürken bana eşlik eden bir melodiyi çalacağım. malum burası müzik yayını yapan bir radyo ve konuşmasam bile şarkı çalmalıyım öğle değil mi? *** bir john lennon şarkısı geliyor şimdi ama bambaşka...
Read More
1 2 3 25