kategori

classical
böyle başlamayı planlamıyordum ama sahildeki beltur’a yerleşmeden önce çay aldığım adam ister istemez buraya “konu” oluyor… “ne istiyorsun abla?” dedi derin bir offf çekerek. elimde olmadan “hayrola nedir sizi bu kadar üzen?” sözleri çıkıverdi ağzımdan. “hayat zor, çok zorluyorlar, üç kızım var onlar olmasa çoktan giderdim buralardan” dedi ve sustu. bunun üzerine bir cümle daha...
Read More
bulutlara doğru yürüyerek başladım. buna bir parça çalmasam olmazdı! bir ezio bosso melodisi geliyor şimdi cloud, the in mind on the (re) wind diyoruz.
Read More
a.’dan gelen “cuma günü annem gökte yıldız oldu” mesajını gördüğüm anda ağlamaya başladım ve sessizce ağlaya ağlaya uyuyakaldım. bütün gece uykuyla uyanıklık arasında bilge teyzeyi düşündüm. bütün gece bana, kalın camlı gözlüklerinin ardından gülümsedi… iki gündür ona dair içimde ve zihnimde kalan “görüntüler” dönüp duruyor… ışıklar’da martı apartmanındaki evinin salonunda oturuyorum… masanın üzerinde her zaman...
Read More
“Ejderhaların varlığını inkâr edenler genellikle ejderhalar tarafından yenir. Kendi içlerinden.”  – Ursula K. Le Guin radyonun en sadık dinleyenlerinden biri olan sevgili ok. pandeminin ilk günlerinde yazdığı mektuba devam etmiş. yazmaktan, kendi cümlelerimizi kurmaktan çok korktuğumuz, unuttuğumuz bu günlerde yaptığı o kadar kıymetli ki. ve içinde olduğumuz bu tuhaf günlerin en fazla sıkıntısını çekenlerden birisi...
Read More
“hayat zor. ya eğilirsin, ya kırılırsın…“ uyandım. yatakta döndüm durdum. nereden aklıma geldiğini şu an asla hatırlamıyorum ama en son iş yerinde üzerimde olan demirbaşları düşündüğümde yataktan fırladım. saat 4.40’dı… pencereleri açtım, yağmuru dinledim. kendime bir kahve yaptım. pazar günleri troid ilacımı içmiyorum. bu nedenle kalkar kalkmaz kahve yapabildiğim tek gün bu… sonra bilgisayarımı açıp...
Read More
gece saat 3.10… saat ikiden beri uyanığım… bir süre salondaki koltuğa geçip uyumaya çalıştım ama gece beni tamamen ele geçirdi; onun evreninin rüyalarla çevrili bulutsu yakasında değilim sert ve karanlığını en yoğun şekilde hissettirdiği yerdeyim… salonda yılbaşı ağacının ve bilgisayarın ışığı var sadece. ocak ayı olmasına rağmen ev soğuk değil… kalorifer yanmıyor… bu yılbaşı bize...
Read More
sarmalanmış incir kokuyor… dün öğleden sonra sahilde yaptığımız yürüyüşte çok çok minik bir incir ağacının üzerindeki ham incirleri topladım; yaklaşık 250 gram… dün akşamdan onları soyup, her birine bir karanfil saplayıp şekerle kaplamıştım… sabah kaynatmaya başladım. hala herkes uyuyor. uykularına bu koku karışacak ve kimbilir nasıl rüyalar çağıracak… *** gökyüzü bulutlu ama yağmur yağmıyor… hava...
Read More
nefesim kesilmiş durumdaydı… boğazımda kocaman bir yumru takıldı kaldı… yüreğimde bir tavanın ağırlığı öylece duruyordu… ve iki gündür herkesi heyecanladıran iki minik meleği düşünüyorum durmadan; o kadar saat ne hissettiklerini, nasıl korktuklarını, küçücük kalplerinin nasıl attığını hayal bile edemiyorum… *** bugün olafur arnalds‘ın ada şarkıları‘nı döndürdüm durdum. şimdi size çalacağım melodi çalmaya başladığında gözyaşlarıma hakim...
Read More
bu kaçınılmaz bir şey mi? bu döngü… bir yeniden ortaya çıkma hali… sabah karşı apartmandaki yaşlı kadın; sandalyeleri açtı, krem rengi püsküllü masa örtüsünü serdi… iki gündür ortada görünmüyordu oysa; yoklar her halde diye düşünmeye başlamıştım. hemen karşımda oldukları halde, pandeminin başlangıcından bu yana farkettiğim yaşlı bir çift var karşı apartmanda. açık tenli, ikisi de...
Read More
epeydir bizim mutfak balkonunun penceresinde takılıyorlar. yavrularla ve serçelerle değil ama bu güzellikle epey samimi olduk. eğer yemleri kalmadıysa pencereye iyice yaklaşıp içeriye dik dik bakıyor… bir ara yanlışlıkla çavdar unu alıyorum diye aldığım çavdar tanelerini pencerenin önündeki klimanın üzerine koymakla başladı her şey. çavdar taneleri bitti, buğdaya geçtim şimdi de bulgur veriyorum. sanırım mutfak...
Read More
1 2 3