kategori

classic
sarmalanmış incir kokuyor… dün öğleden sonra sahilde yaptığımız yürüyüşte çok çok minik bir incir ağacının üzerindeki ham incirleri topladım; yaklaşık 250 gram… dün akşamdan onları soyup, her birine bir karanfil saplayıp şekerle kaplamıştım… sabah kaynatmaya başladım. hala herkes uyuyor. uykularına bu koku karışacak ve kimbilir nasıl rüyalar çağıracak… *** gökyüzü bulutlu ama yağmur yağmıyor… hava...
Read More
nefesim kesilmiş durumdaydı… boğazımda kocaman bir yumru takıldı kaldı… yüreğimde bir tavanın ağırlığı öylece duruyordu… ve iki gündür herkesi heyecanladıran iki minik meleği düşünüyorum durmadan; o kadar saat ne hissettiklerini, nasıl korktuklarını, küçücük kalplerinin nasıl attığını hayal bile edemiyorum… *** bugün olafur arnalds‘ın ada şarkıları‘nı döndürdüm durdum. şimdi size çalacağım melodi çalmaya başladığında gözyaşlarıma hakim...
Read More
“you don’t need new landscapes, you need new eyes“ ― Marcel Proust   ofise gelmeden önce kahvaltımı kampüsteki bir simitçide yapıyorum. genellikle kendi sandviçim ve onların çayı ile elbette; bu sabah da öyle yaptım. taze fesleğenli yumurtalı sandviçe  kitabım ve glenn gould’un bach yorumları eşlik etti. havada hafif bir sonbahar serinliği vardı; şükürler olsun Eylül’e...
Read More
devam ediyorum… ve bu parçada jakub józef orliński‘ye cappella dell’ospedale della pietà eşlik ediyor. yine vivaldi ve bu sefer sento in seno  diyoruz. kulaklığı takın ve sesi açın derim… [audioplayer file=”http://radyoz.info/wp-content/uploads/2019/02/Vivaldi-Sento-in-seno-Jakub-Józef-Orliński-Cappella-dellOspedale-della-Pietà-1.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]
Read More
twitter’da gezinirken sevgili bahar’ın, “counter tenor michaelangelo’nun david’ine benziyor.. insanı çaresiz bırakan bir kombinasyon olmuşsunuz bayım” diyerek paylaştığı bir youtube videosuyla günüm şahane başladı. gencecik polonyalı kontrtenor  jakub józef orliński‘yi burada paylaşmasam olmazdı; hala onunla devam ediyorum çünkü… söylediği parça antonio vivaldi‘nin Il giustino‘sundan vedro con mio diletto [audioplayer file=”http://radyoz.info/wp-content/uploads/2019/02/Vivaldi-il-Giustino-Vedro-con-mio-diletto-par-Jakub-Józef-Orliński-contre-ténor.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″...
Read More
a&a için sandviçler yapıldı. şimdi evin ve sabahın sessizliğinde kahvem ve filmimle başbaşayım. ve dışarıda kuşlar ağaran günün eşiğinde uçuyorlar. birazdan ev bir süreliğine hareketlenecek ve sonra kapının çarpılmasıyla ben kahveme ve filmime geri döneceğim; yine bir süreliğine…” diyerek güne başladım bugun. sabah saat dört gibi uyandım ve altıya kadar yatakta dönüp durduktan sonra kalktım....
Read More
nasıl sonlanır bu iş, burada yazmayı nasıl bitiririm diye düşünürdüm. bir arkadaşım vakti geldiğinde kendiliğinden olur demişti… sanırım öyle oluyor ve ben buraya gittikçe daha az geliyorum. en son kaş’da yazmıştım. belki ruhum hala orada olduğu için yazamadım, bilmiyorum. epeydir ağır bir sis perdesinin altındayım sanki. bu ülke, olan bitenler, iş, bitmek bilmeyen yaz, bitmek...
Read More
eskisi gibi buraya yazmak konusunda da pek istekli değilim  sanırım; hayatla bağ kuran sözcüklerle aram iyi değil epeydir… ama tatar çölü’nü okudum ve bitirdim; buraya yazmasam olmazdı. bu kitabı okumanın tam sırası mıydı yoksa okunacak en kötü zamanda mı okudum hala emin değilim. bu kadar köşeye sıkıştırıldığımız bir hayatın içinde bir kalede mahsur kalma metaforuna...
Read More
günlerce onu dinlerim…bir yazarı kaybettiğimizde ise tahmin edersiniz onun metinlerine, söyleşilerine geri dönerim; bir tür veda etme biçimi bu benim için, bir tür “dua“… şu sıralar da ursula ile vedalaşıyorum… fotoğraflarına bakıyorum ve söyleşilerini okuyorum. yıllar önce, karanlığın sol eli gibi bir kitap yazıp, bütün bildiğimiz ve bize dayatılan cinsel kimlik anlayışını kökünden değiştiren bir...
Read More
grilik hakim havaya; yağışsız, koyu bir grilik… bu sabah da öyleydi. enstitü’ye yürürken yağmur diledim… ofise geldim. kendime küçük bir kahvaltı tabağı hazırladım, mutfaktan aldığım çayı sevmediğim için kahve yaptım. bunlarla uğraşırken odadaki ışık aniden değişti. cama döndüm ve ‘dünyayı tozpembe buldum’ bir anda… gülümsedim… ve elbette fotoğrafını çektim… bu tozpembe hal sağanak bir yağmur gibi geldi...
Read More
1 2