yemek hazırdı, yarim ali bi güzellik yapmıştı bugün bana…

bütün gün yağan yağmur sonrası gökyüzü açmaya hazırlanıyordu; eve dönüş yolunda denizin üzerinde ve kuşların telaşında bunu hissettim.

sofrayı hazırlarken şarabımı koydum, batan güneşin şerefine ve kutsal cumaya kadehimi kaldırdım, hayata ve aldığımız her nefese şükrettim.

bağrış çağrış ve neşeli bir akşam yemeğinin ardından kalben’le başlayıp, bülent ortaçgil’le devam eden bir listeyle hem bulaşıkları yıkadım hem şarkı söyledim.

evet üzerimde cuma neşesi var 😉

şimdi çay yaptım, biraz çalışacağım ama önce kalben dinleyelim

ve lütfen eşlik etmeyi unutmayın; mümkünse bağıra bağıra…

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Kalben-Haydi-Söyle-1.mp3″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

sıkıştığımız” yerden kaçıp  nefes molası verelim ve can kazaz‘dan nefis bir şarkı dinleyelim.

kırlangıçlar gibi

diyoruz.

malum kırlangıçlar geliyor artık.

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Can-Kazaz-Kırlangıçlar-Gibi.mp3″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

 

ve kafamı çevirip göğe baktım… yağmur durmuş… gökyüzü gri, sakin bir gri; bir şeye hevesi yok gibi. öylece ağırlığını derin derin soluyor, o kadar…

sabahtan beri takıldığım bir şarkıyı çalmaya başladım yeniden… kulaklığı taktım… sesi açtım…

araya telefon görüşmeleri, whatsapp’dan işle ilgili yapılan yazışmalar girdi… girmeye devam edecek…

bir es’e, bir durmaya ciddi  ihtiyacım var  artık ve fakat etrafımdaki uğultu kesintisiz artıyor…

bu arada kırlangıçlar geliyor… biliyorum onlar hem havanın kokusunu hem de sesini yaşanır hale getirecekler… dün bir ara öyle yemeğinde, küçük bir grup leyleğin geldiğini gördüm. rüya gibiydi, bir kaç kişi daha görmese hayaldi diyeceğim…

gelsinler, lütfen gelsinler…

bu balçığın içinde bizi boğulmaktan ancak kuş sesleri ve kanat çırpışları kurtarır…

ah bir de yeni zelanda’da maoriler tarafından kutsal kabul edilen  whanganui nehricanlı varlık” olarak kabul edilmiş. bu neden bir ilk anlamak zor; insanların aldığı “nefesin” bu kadar tartışmalı olduğu bu gezegende, insanoğlu hariç, her şey canlı zaten…

ne mi dinliyorum?

micatone habire dönüyor içimde

handbreak 

diye diye.

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Micatone-Handbrake.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

 

bir araba koleksiyoncusu… 70 yaşında… halep’deki evinde müzik dinliyor…

bu hayatta, bu dünyada bir gün hepimiz kendimizi bambaşka nedenlerle, kendi evinin, alışkanlıklarının, kazandıklarının, tüm kıymetlilerinin yıkıntıları arasında bulabiliriz; her şey bir pamuk ipliğine bağlı.

o yüzden tüm sahip olduklarınıza her hücrenizle bağlanmayı mı yoksa her an onları kaybetmeye hazır olacak şekilde yaşamayı mı tercih edersiniz bilmiyorum.

zor soru!

dünden beri durup durup bu fotoğrafa bakıyorum… içimden sürekli ama sürekli

… yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. bu şehir arkandan gelecektir…” *  diyorum…

mohammed mohiedin anis’in hikayesini merak ediyorsanız şuradan buyrun.

ne mi dinleyeceğiz?

elbette malek jandali.

echoes from ugarit 

diyoruz.

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/06-Echoes-from-Ugarit.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

* k. kavafis (çeviren cevat çapan)

burada uzun sessizlikler olması da ondan..

8 mart için bir kelime bile edemedim, kadınlar için tek bir şarkı çalamadım… hayat öylece akıp gidiyor, zihnim bulanık ve işle dolu. geriye pek de bir şey kalmıyor zaten; berbat bir şey bu.

emekli olup her şeyi unutup farsça öğrenmek, bütün bildiklerimi unutup, enerjimi bu inanılmaz güzel dile vermek istiyorum.

az önce durdum, her şeyi bıraktım, çayımı yudumlarken, nefes olsun diye,  mohsen namjoo dinlemeye başladım. 2016’da personel cipher adlı  yeni bir albüm çıkarmış meğer, atlamışım 🙁

evet ses olsun diye mahsen namjoo’dan bir parça geliyor. ama yeni albümden değil, benim bağlandığım eski bir parçasını

dinliyoruz.

zolf 

elbette…

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Mohsen-Namjoo-Zolf-bar-bad-made-HQ-SOUND.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

 

ve ben 2007’den beri her beş mart günü babamı radyo z’de müzikle andım, küçük anekdotlar anlattım ve hemen her yıl dönümünde akşamları klasik türk müziği dinleyip ali’yle rakı içtim; ruhuna değsin diye… bugün de bu ritüeli bozmayacağız elbette…

şu sıralar bir dizi izliyorum; adı this is us. bir ailenin ve ailenin tüm üyelerinin  farklı dönemlerini kronolojik olarak değil olayların akışına ve gelişmelere bağlı olarak, ileriye, geriye sararak izliyorsunuz. bazen bir sonda, her şeyin en başına gittiğiniz oluyor, bazen de bir başlangıcın aslında nasıl da geçmişle doğrudan bir bağı olduğunu fark ediyorsunuz. aile olmak tuhaf bir şey; bir ağla sarmalanmış gibi bir bağ bu. kendinizi çocuğunuzun karşısında, annenizin nefret ettiği haliyle bulduğunuz gibi, karşınızda çocuğunuzun babanız gibi baktığına da tanık oluyorsunuz; bütün bunlar kendiliğinden ve hiç planlamadan oluyor üstelik… önce kaybolup sonra bir anda kendinizi aşina olduğunuz bir yerde bulmak gibi…

babamla son günlerinde hastanede yaptığımız bir kaç konuşma vardır; gerçek anlamda yaptığımız konuşmalar sadece onlardır diye düşünürüm hep. ne yazık ki ne anne ve babalar ne de çocuklar tam olarak birbirlerine açılmıyor bu hayatta; sözcüklerin üzerinde hep gri bir örtü bırakılıyor. o konuşmalardan birinde “çok değiştim z. kendimi tanıyamıyorum” demişti bana. ne demek istediğini yıllardır anladığımı sanıyordum. ama sanırım daha yeni anlamaya başladım.  çünkü geçmişi tuhaf bir şekilde arkamızda bırakırken hem unutuyoruz hem de evriliyoruz; hem içsel hem de dışsal nedenlerle…

***

ve baba, müzik olarak da bir değişiklik yapıp sana şevval sam çalıyorum… kızacaksın belki ama güzel söylüyor be bu kadın 😉

sen hep beni mazideki halimle tanırsın

diyoruz.

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Şevval-Sam-Sen-Hep-Beni-Mazideki-Halimle-Tanırsın-II-Tek-2012-Kalan-Müzik-.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

hem de cuma neşesi olsun diye, işe kısa bir mola vererek, radyo z’ye epey uzaktan, erzurum’dan katılan sevgili bilge için dinliyoruz şimdi.

pink martini

amado mio

diyor.

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Amado-mio.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

sevgili bilge de kırmadı ve ve benim ıssız ada sorularımı yanıtladı; pink martini tercihi bundan dolayı…

ıssız ada soruları bbc radio 4’de 1942 yılından beri yayınlanan bir radyo programı olan Desert Island Discs‘den. her programın bir konuğu oluyor, konuk kazazede kabul ediliyor ve ona yanında olmasını istediği 8 adet ses kaydının (aslında hepsi müzik olmak zorunda değil), kutsal kitaplar hariç bir kitabın ve bir lüks, kıymetli nesnenin ne olacağı soruluyor.

radyo z henüz tamamen arkadaş ve tanıdıklardan oluşan küçük bir grupken bu oyunu oynamış ve herkese yarim ali’nin de desteğiyle tüm müzik tercihlerinden oluşan bir dvd hediye etmiştim. dvd’nin kapağında herkesin kendi keyif nesnesi vardı; keyifliydi…

evet sessizce ve fakat düzenli bir şekilde beni takip eden dinleyicilerim siz de ortaya çıkıp bir ‘ce’ demek isterseniz ben buradayım ve sorularınız yukarıda. bunun dışında size kimsiniz, kimlerdensiniz demem…

imajın kaynağı için şuradan lütfen

 

düşlerin ve masalların geldiği ve her şeyin daha yavaş aktığı bir evrene kavuşmak hayaliyle, sevgili öykü’ye, nice yaşlara, nice masallı günlere, nice adımlanmış yollara diyerek

hang massive çalıyorum.

beats for your feet

diyoruz.

ve borges’den minik bir masalı usulca buraya bırakıyorum:

“Chuang Tzu düşünde bir kelebek olduğunu gördü, ama uyandığında, düşünde kendini bir kelebek olarak gören bir insan mı, yoksa düşünde kendini insan olarak gören bir kelebek mi, olduğunu bilemedi.”

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/HANG-MASSIVE-BEATS-FOR-YOUR-FEET-2012-HD-.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

imaj öykü’nün kendisi ve onun masal evreni 😉

rüyamda, görüntü olmaksızın, “nazım’ın bir dizesi var”  diyerek uyandım…

hangi dize bilmiyorum… rüyanın başı sonu yok… sadece bu cümle… tek başına, görüntüsüz, ışıksız, karanlık bir cümle…

uzun bir süredir nazım’ı hiç okumamışken, düşünmemişken, içimin hangi dehlizinden, hayatın hangi çağrışımından çıktı geldi bu cümle bilmiyorum…

ve acaba hangi dizeydi?

yanıma bir nazım kitabı alarak çıkmak istedim sabah ama telaşla unuttum…

servise bindiğimde google maharetiyle memleketimden insan manzaraları’nın pdf’lerini bulup biraz okudum. aşağıdaki dizelerde takıldım kaldım ve o dizelerle siste ilerleyen serviste kendimi uykunun kucağına bıraktım.

kulağımda, alexandre tharaud, 

schubert‘in

impromptus, op. 90, d. 899: n. 3‘ünü

çalıyordu.

[audioplayer file=”https://radyoz.info/wp-content/uploads/2017/03/Alexandre-Tharaud-Schubert-Impromptus-op.-90-D.-899.mp3″ bg=”b6b4b2″ leftbg=”b6b4b2″ lefticon=”c8c5c5″ track=”ffffff” tracker=”f2b5b5″ text=”000000″ righticon=”ffffff” width=”300″ rightbg=”7b7b7b” volslider=”ffffff” skip=”ffffff”]

kargalar gördüm

gübreden kalkıp

dallara konup

ezanlar okuyorlar.

Bir adam gördüm

oturmuş derenin başına;

yol vermiyor aksın

içiyor tekmil suyunu.

Geyikler gördüm

kaçıp gitmezler,

koşarlar peşinden avcının

vur, diye ille bizi…

1 38 39 40 41 42 49