saat beşte uyanıp…

karanlık odada uzun uzun tavana baktım ve bu kadar erken kalkmanın saçma bir fikir olduğuna karar verip uyku ile uyanıklık arasında 6.30’a kadar yatakta döndüm durdum… sonrasında kalktım ve normal sabah rutinini yaşadım; farklı olarak bugün tai chi süresini 30 dakikaya çıkardım ve hareketleri doğru yapmaya çalışmaktan çok, doğru nefes alıp vermeye odaklandım…

iki gecedir gördüğüm rüyalar çok enteresan; bir gün önce akdeniz’de bir tekneyle kızılçam ormanlarının olduğu bir kıyıya paralel giderken, bu gece bir arabanın açık penceresinden bakarak hafif bir sisin altında çok sulak ve yemyeşil bir bölgeden geçiyordum. sanırım büyük bir nehirdi; hayal meyal kocaman ördeklerin kıyısında yüzüşünü hatırlıyorum. yüzüme çarpan rüzgarı hissetmek ve yeşilin her tonunu görmek çok iyi geldi.

burada önce sözü ursula’ya

“…

Uyanır uyanmaz bütün bağlantılar kopuyor ama

gizli yuvaya uzanan yoldaki küçük pati izleri

huzur veriyor hala bana.“*

sonra da agnes obel’e bırakıyorum…

riverside diyoruz. (8.25)
When that old river runs past your eyes
To wash off the dirt on the riverside
Go to the water so every near
The river will be your eyes and ears
I walk to the borders on my own
Fall in the water just like a stone
Chilled to the marrow in them bones
Why

(8.25)

***

rüzgar çıktı… (12.19)

***

hepimizin ruh hali tuhaf… kimilerinde inanılmaz bir umursamazlık ve ne olup bittiğinin farkında olmama kimilerinde ise ucu kaçmış bir panik hali… virüsten kaçarken deterjan, dezenfektan ve çamaşır sularıyla zehirlenecek olanlarsa ayrı bir kategori olarak yerini aldı…

sosyal medya ve hadi kabul edelim hepimizin WhatsApp grupları çok şizofrenik; bir taraftan çok kötü haberler ve senaryolar paylaşılırken bir taraftan olayı tamamen tiye alan videolar, görüntüler, sanal müze gezileri, kitap tavsiyeleri, yalnızlık üzerine güzellemeler, bir arada olmanın cehennem azabı, ekmek yapanlar, börek açanlar, reçel yapanlar gibi bir sürü şey uçuşuyor.

eleştiriyor değilim yanlış anlaşılmasın; sadece buraya not düşüyorum diyelim. bu durum zaten epeydir ve her durum için “normalimiz” olmuş durumda…

bu arada reçel yapanlar derken kendimi kastediyordum. bugün limon ve pergamut reçeli yaptım; bütün ev limon kokuyor şu an ve hakikaten güzel oldu. bu sefer tarif vermiyorum. isterseniz olayın ayrıntıları şurada

bugünlük bu kadar olsun.

son şarkımız uzun bir aradan sonra bugün döndüğüm jane birkin‘den şahane bir parça

baby alone in babylon

diyoruz. (17.30)

* şimdilik her şey yolunda, (son şiirler 2014-2018), ursula k. le guin

4 Responses
  1. Agnes Obel üstü Jane Birkin çok iyi geldi. İki ayrı sevdiğim kadın vokal. Agnes Obel’den hemen her gün bir kuple alırken, Jane Birkin’den ne zamandır uzak kalmıştım. Konserine gideli çok oldu mu diye düşündüm, 17 sene geçmiş, zaman uçmuş, inanılmaz. Bugün biraz Arabesque biraz Rendez-vous dinleyeyim. Teşekkürler bu iki güzel ikilemeye ve hatırlatmaya. Sevgiler…

    1. radyo z

      merhaba… agnes obel ve jane birkin radyo z’nin klasiklerindendir; arabesque ise benim için büyülü bir albüm. o albümü ilk dnlediğimde bol baharatla yapılmış bir kurabiye eşliğinde kahve içiyordum. ne zaman dinlesem melodiler kahve ve baharat kokusuyla içimde dönüyor. mutlu olmanıza çok sevindim.

      bu arada çok keyifli bir blogunuz var. sizinle daha önce “karşılaştık mı?” bilmiyorum artık çok kötü bir hafızam var. ama bu “yeni” karşılaşma beni çok mutlu etti. sevgilerimle…

      1. Çok sevindim sizin de bana uğramanıza. Sanırım daha önce karşılaşmadık. Ben sizi sevgili küçük Joe sayesinde yakın zamanda keşfettim. Ona da buradan teşekkür edeyim.
        Müzikler yazılarımın ve düşünme evrenimin çok önemli bir parçası. İsminde ‘radyo’ geçen, hem de paralel müzikal zevkler paylaşan blogunuzu keşfetmemle takibe aldım, ama ilk defa ses verdim. ‘Yeni’yi kaldıralım o zaman bu özgün dönemde. 🙂 Sevgiler..

Leave a Reply