ahhh canım…

“… Leylaklar açmış gördün mü?
Dallardan bahar inmiş duydun mu?
Karanlığın içinde bir ışık var
Mor mor mor leylaklar…”

— Hüsnü Arkan

 

 

leylakcım,

mesajında “Nasılsın diye sorsam mı bilemedim, eminim ki aynı inişli çıkışlı ruh halleri içindeyiz.” demişsin ya; ben onu okuduğum an seninle içimden konuşmaya başlayıp her şeyi tek tek anlattım haberin olsun. aslında yazmalıyım değil mi? belki onu da yaparım kim bilir. şimdilik varsay sana sımsıkı sarıldım…

burada susup sözü sana bırakıyorum elbette…

***

 Günlerdir bir başkasının hayatını yaşıyor gibiyim. Rutinim kaydı, kafam boşaldı, kalbim endişeyle çarpıyor. Sabahları göğsüme oturmuş koca bir öküzle uyanıyorum sanki, yataktan kazımak gerekiyor kalkıp günlük hayata başlayabilmek için, yorgan altı nisbeten huzurlu. Uzunca bir süredir gönül huzuru var ve endişe yoksa hayat güzeldir düsturunu edinmiştim ama bu günlerdeki gibi dibine kadar hissetmemiştim. Kendimden ziyade uzaktaki sevdiklerimin kaygısıyla yorgunum. Günlerim fotoğraftaki çalışma masamla balkon arasında paylaşılmış gibi. Zorunlu temizlik faaliyetleri ve yemek dışında ayaklarım ya birine, ya diğerine götürüyor. Balkon bizim yaşadıklarımızdan habersiz, çınar yeşilin en güzeliyle yapraklanmış, serçeler sabahın erkeninde başlıyor konsere, kumrular kuğurdayarak aşklarını ilan ediyorlar birbirlerine, kimi zaman orada burada bulduğum kurumuş çam iğneleri yeni gelecek bir yavrunun haberini veriyor, yuva yapıp yumurtlama çabasındalar. Bazen kocaman, kara bir karga gelip konuyor çınarın dallarına, o zaman bu sayfanın sahibinin kulaklarını çınlatıyorum mutlaka. Kimi zaman çay, kimi zaman kahve, kimi zaman bir kitap, kimi zaman da marketten alınıp güneşe serilerek çilelerinin dolmasını bekleyen erzaklar eşlik ediyor balkon saatlerime. Esinti ürpertir ya da güneş yakarsa içeri geçiyor bilgisayarın başına çöküyorum, haber sitelerine ya da Twitter, Facebook gibi sanal sayfalara takılmazsam orada başka bir dünya var, yazıyorum, okuyorum, haberleşiyorum,  bir diziye veya filme takılıyorum. Bazen bir kitap yoldaşlık ediyor ama diyorum ya sanki ben başka biriyim, hızım kesildi, eskisi kadar seri okuyamıyorum, yaptığım yemekleri bile sanki başkası yapmış, aldığım tat farklı. Şehri özlüyorum, denizi, portakal çiçeklerini, parkta yürümeyi, en sevdiğim cafede bir şeyler içmeyi, baharla coşan ağaçları, arkadaşlarımı, gölgemin bana eşlik etmesini, her yere elimi rahatça sürebilmeyi. maskesiz nefes almayı. Bir öngörüş ya da temennide bulunmak da gelmiyor içimden, bize yazılmış bir senaryoyu itiraz hakkımız olmadan oynuyoruz, yönetmen ne zaman son derse o zaman bitecek.

Yazı da Göksel Baktagir‘in en sevdiğim kanun sololarından biriyle bitsin: “Yalnız Sen/Sultaniyegah Saz Semaisi.

Her yeni güne sevgiyle gülümseyin…
Nurşen Güllüoğlu

Leave a Reply