2003 yılının…


“Sevgili Babacığım, size bu satırları Antalya’da parkta yazıyorum.
Lâtif bir hava var…”

temmuz ayında hayatını kaybetmiş tomris uyar. daha önce de yazdığım gibi 1995–1999 yıllarını kapsayan günlüklerini o yaz almışım ve anladığım kadarıyla yıl sonuna kadar da tomris okumaya devam etmişim; evdeki tomris külliyatının ciddi bir kısmı 2003 yılında alınmış, yaz, kış şeklinde tarih düşmüşüm kitapların üzerine. yıllar içinde birikmiş notlarıma, defterlerime baktığımda 2003 yılına ilişkin hiç bir şey bulamadım. hafızamda 2003 yılı ile birleştirdiğim detaylar da yok doğrusu… yıllar geçtikçe olanlarla, yaşananlarla yılların, günlerin bağları kopuyor sanki; doğumlar, ölümler, düğünler, mezuniyetler gibi tarihlenmiş anılar dışında elbette…

ChatGPT maharetiyle biraz hafızamı tazeledim… siirt ara seçimi sonrasında RTE başbakan olmuş—bunu nasıl unuturum, bu bir dönüm noktası!— bingöl depreminde, istanbul’daki bombalı saldırılarda pek çok kişi hayatını kaybetmiş, ırak savaşı başlamış ve saddam hüseyin yıl sonunda yakalanmış, uzay mekiği columbia faciasında tüm mürettebat hayatını kaybetmiş; sars salgını dünyayı korkutmuş, sertab erener türkiye’ye eurovision’daki ilk birinciliği getirmiş, yüzüklerin efendisi: kralın dönüşü filmi gösterime girmiş, apple itunes store’u açarak müzik dünyasında yeni bir dönem başlatmış. tomris’le birlikte johnny cash, katharine hepburn, gregory peck, nina simone ve kerem yılmazer de kara trene binmişler; kerem yılmazer o bombalı saldırılardan birinde, hsbc bankasının önünde, hayatını kaybetmişti…

istanbul’da yaşamaya başlamamızın üçüncü yılıydı, babam artık yoktu, ben gebze’de çalışıyordum, yöneticiydim ve üç yıl süren çok yoğun ve stresli bir sürecin ardından tam uyum sağladım diye düşünürken akp iktidarının çalıştığım kuruma dair politikaları sonucunda her şey o yılın sonunda yerle bir olmuştu… tezer ilkokula başlamıştı… ada henüz ortalarda yoktu ama muhtemelen o yıl kafamda yavaş yavaş acaba ikinci bir çocuğumuz olsun mu düşünceleri oluşmaya başlamıştı… radyo z yoktu, henüz mp3 formatlı müzikler hayatımıza girmemişti ama artık kasetler de yoktu, müziği cd’lerden dinliyorduk… diğer her şey karanlıkta!

her neyse konumuz bu değil, şu an önemli olan tomris’le geçen 2003 yılı gibi yine onun izleğinden giderek bir hazine avına çıkmış olmam değil mi? takip ettiğim izleğin ayrıntılarını yazmaya, paylaşmaya devam edeceğim ama şu an karşıma çıkan inanılmaz güzel bir sürprizden söz etmek istiyorum.

tomris’in yazdıklarından dolayı evdeki kitaplarda borges’in hain ve kahraman izleği öyküsü ararken öyküyü bulamasamda borges’in sahaftan aldığımız yolları çatallanan bahçe kitabının arasında eski bir posta kartı buldum; kart bu kitabın arasında mıydı, yoksa kartı ayrıca mı almıştık hiç hatırlamıyorum. fotoğraftaki antalya konyaaltı sahili bir yana, istanbul bostancı şen esen evler’e postalanan bu kartın arkasındaki not başka bir hayattandı. o tarihte annemle babam iki yıllık evli genç bir çift olarak, bir yaşındaki kızları ile antalya’da yaşıyorlardı. ben henüz ortalarda yoktum…

Sevgili Babacığım, size bu satırları Antalya’da parkta yazıyorum. Lâtif bir hava var. Buradan İzmir’e gideceğiz. Oradan da yazarım. ne zaman geleceğimiz belli olmaz. Hepinize sevgiler, selamlar. 4.11.965

1965 yılında dünya ve türkiye nasılmış derseniz yine ChatGPT maharetiyle özetleyeyim: dünyada soğuk savaş gerilimi, sivil haklar mücadeleleri, gençlik kültürünün yükselişi, pop müziğin küreselleşmesi ve teknolojik modernleşme yılıymış; türkiye’de ise demirel döneminin başlangıcı, kentleşme ve kültürel dönüşüm yılı imiş… tomris’in 1963 yılında ülkü tamer ile yaptığı evlilik bir yıl sonra kızları ekinin sütten boğulması sonrasında bitmiş. ikinci yeni şiirinin altın yılları elbette bu yıllar ve tomris’in ikinci yeni şiiri şairleri ile olan aşkları malum…

tam bu noktada 60’lardan bir şarkı çalmalı diyerek ilham gencer‘i dinliyoruz.



3 Responses
  1. Leylak Dalı

    Sevgili Z’cim, koyduğun fotoğrafları göremiyorum, sadece bir çerçeve. Muhtemelen kabahat benim bilgisayardadır. Şimdi telefondan da denedim yine göremedim, üstelik geçen seferki kitap arası ıhlamur çiçeklerini de görememiştim, başlık fotosu görünüyor ama bunlar ııh! Neyse ki başlıktan kartpostalı görebildim, Konyaaltı sahili vahşi bir coğrafyada, okyanus kıyısındaymış gibi duruyor 🙂 Obalar bile yok, ben ilkokul 3’teyim ve Antalya’yı dünya gözüyle görmeme 10, yerlisi olmama 15 yıl var.
    Kitap aralarından çıkan sürprizlere bayılıyorum. Geçen ben de bir çınar yaprağı buldum, kimbilir ne zamandan.
    Şehrinize ve dahi şehrimize gelme niyetin yok mu? Acaba diyorum bu yaz yine bir günübirlik Eskişehir buluşması mı yapsak daha kalabalık kadrolu?
    Bir de sonunda biraz ısınıp güneşlenen Antalya’da sevgiler yolluyorum…

Leave a Reply to Leylak Dalı Cancel Reply