mektuplar; özgür ö.

“… fısıldadım kendime; güçlüsün hâlâ
tanıdık bir hisle yakınlaşmadan önce
bakabilirsin gözlerine dik dik vahşi hayvanların
.”
asuman susam, bakmak yeniden

sevgili özgür,

mektup kutularımı karıştırırken karşıma çıktı mektubun. tamamen unuttuğum bir mektup bu. sana dair hatıralarım ise yok denecek kadar az; yüzünü hatırlıyorum, çok sade olduğunu, sakinliğini ve örgülerini bir de. başka hiçbir şey yok…

mektubunu, perşembeye denk gelen bir 19 mart günü, eskişehir’den yazmışsın. orada araştırma görevlisi olarak başladığın yeni hayatını anlatmışsın bana. mektubun üzerindeki adres yurt adresim; bu, hâlâ eve çıkmadığım anlamına geliyor. 90 öncesi yani.

“Günlük güneşlik bir Eskişehir öğlesindeyim; çaprazlayıp geçiyor kuşlar penceremi. Güneş altında kent günü ortalıyor…”

diye başlamışsın mektubuna. sonrasında, o zamanlar başucu kitaplarımdan biri olan erdal atabek’in insan sıcağında kitabından bir alıntı yazmışsın:

«Başını kaldır arkadaş. Voltada ayağının ucunda kalma. Orada gördüğün şeyleri bilirim. Haklısın ama orada kalma. Kaldır başını. Gökyüzüne bak. Bulutlara. Ara sıra uçan kuşlara. Bir damdan bir dama kuşları izle. Sonra bir gün, birdenbire uçurtmanı göreceksin. İçin sevinçle dolacak. Başını gökyüzüne kaldıracaksın. Yüreğin kabaracak. Sessiz. Yüreğinde onurunu duyacaksın. Sevgini…»

bu kitaba sahiptim; az önce baktım ve kitaplığımızda bulamadım. zaman içinde ayıklamalara kurban mı gitti acaba? bu alıntının bütününü okumak istiyorum; bir yolunu bulup okuyacağım…

istanbul’dayım, 58 yaşındayım. bazı şeyler artık çok farklı ama bazı şeyler, iyisiyle kötüsüyle, olduğu gibi duruyor… havada deli bir nem var bugün. gün öğleye doğru uzarken yağmuru bekliyorum ve benim de penceremden kuşlar geçiyor; en çok da eskişehir’de olmayan martılar…

bir martı ailemiz var; üç yıldır gözlediğimiz derya ve hülya. bu yıl da bir yavruları hayata tutunabildi. dün onun uçtuğunu gördüm; süzülerek geldi ve karşımızdaki çatıya kondu. önce yüzümde kocaman bir gülümseme yayıldı, sonra gözlerim doldu… gökyüzüne, bulutlara, kuşlara sevdam yeni değil; yazdıklarından kökenini hissedebildim…

“Hep dar zamanlarda gelişim nedeniyle günübirlik uğramalarımda görüşemedik. Oysa seni, uğraşlarını, yaşam bütünlüğün içindeki seni merak ediyorum. Dostlukların paylaşılan zaman ve mekânların ötesinde de yaşanabileceğini düşündüm hep…”

yazmışsın! seninle dönemin politik ortamları üzerinden arkadaş olduğumuza dair hislerim var. bunları yazdığın dönem, muhtemelen benim öğrenci hareketinin içinden bir anlamda geri çekilip, örgütlü bir yapıdan çok bireysel olarak öğrenci eylemlerine katıldığım, katılmaya çalıştığım; derin bir hüzünle boğulup dağıldığım, sonrasında mücadele vererek oradan çıktığım, bir anlamda yeniden doğduğum ve bir grup arkadaşımla arkeoloji topluluğu’nu kurup nefes almaya başladığım yıllarımdı. “yaşam bütünlüğün” derken bunu mu kastediyordun acaba? kim bilir…

ama sana şunu söyleyebilirim: daha çok yenilerde o “yaşam bütünlüğü” denebilecek şeye yaklaştım…

mektubunu okuduktan sonra dijital dünyanın dehlizlerinde seni bulmaya çalıştım; birkaç çok eski yayınına rastladım, o kadar. hiç iz bırakmamışsın. umarım bunun nedeni sadece bu mecraları sevmemendir!

bu mektupla asuman susam’ın son çıkan kitabı kalbi hızlandıran şeyler‘i “gönderiyorum” sana. sei şonagon’un yastıkname‘sindeki “kalbi hızlandıran şeyler” listesinden ilhamla yazılmış şiirler var bu kitapta. en sevdiklerimden birinin bir bölümünü aşağıya bırakıyorum.

“…
Hem tuhaf hem aşina aştım eşiğinden
hem düş hem değil dünyanın
inince karanlık, aşağı yollara
fısıldadım kendime; güçlüsün hâlâ
tanıdık bir hisle yakınlaşmadan önce
bakabilirsin gözlerine dik dik vahşi hayvanların.
…”

şimdi bir gök gürültüsüyle birlikte yağmur başladı ve etrafı toprak kokusu sardı. bunun tadını çıkararak bir şarkı dinleyelim birlikte…

Leave a Reply