her bayramda olduğu gibi…

bu sabah da uyandığımda annemin sözleri zihnimde çınladı; “kalkın çeşmelerden zemzem suları akıyor”… kendi çocukluğunun bayramlarından bir anekdottu bu aslında; ninesinin sözleriydi! sanırım hiç bir zaman bayram sabahlarını, babamla ve bizimle, hayal ettiği gibi yaşayamadı. bu bayram her hücremle hissettim bunu ve itiraf edeyim içim sızladı. bunu biliyorum çünkü artık ben de bazen bazı anları evdekilerle hayal ettiğim gibi yaşayamıyorum…

bizim evimizde bayram sadece, zamanında annemle babamın arasında geçen el öpme şakasının, yarimle benim aramda geçmesiyle ve  büyüklere açılan telefonlarla yaşanıyor o kadar. çocuklarınsa artık olayla hiç bir ilgisi yok…

bugün, belki de herkesin evlerde kalması nedeniyle, içimde hafif bir buruklukla bayram meselesini daha fazla düşündüm…

bizim çocukların aksine, benim çocukluğumdan bayrama dair çok fazla anı ve anekdot var aslında; her bayram annemin diktiği yeni elbiseler, alınan ayakkabılar, koç dedenin evinde kocaman bir yer sofrasında yenen kalabalık bayram yemekleri veya antalya’da isek bizde veya nihal teyzelerde yapılan neşeli bayram sabahı kahvaltıları, anneannemin efsane oklavadan çekme tatlısı, peş peşe yapılan bayram ziyaretleri, bayram ziyaretine gelenlere sunulan şeker ve tutulan kolonyalar…

kolonyanın yeniden çok revaçta olduğu bu günlerde insan elinde olmadan neden o zamanlar her gelene kolonya tutardık diye düşünmeden edemiyor insan; hijyene çok düşkün olduğumuz için mi?

bu meseleyi biraz gugullayınca kolonyanın tarihine dair yazılarla karşılaştım. bugün bildiğimiz anlamda kolonyayı memlekette 1880’lerden itibaren kullanmaya başlamışız ve kolonya öncesinde konuklara gül suyu sunarmışız meğer; bunu düşününce hijyen değil muhtemelen ferahlık ve tazelik sunmak niyet…

 

her bayram olduğu gibi bizim evde bir bayram havası yok tabii. sıradan bir tatil günü geçiriyoruz.

ben balkonda bunları yazarken annemin çeyizi olan pembe incecik porselen bir fincandan darjeeling çayımı içiyorum, a. içeride çalışıyor, t. bize akşam yemeği için bir şeyler hazırlıyor ve kızımız a. odasında takıları için kendisine bir pano yapıyor.

hava sabaha göre biraz daha ılık, dışarıda daha fazla hareket var çünkü +65’in sokağa çıkma günü; ama sadece onlar değil sanki herkes sokakta… (17.15, 24 mayıs)

***

dün yukarıdaki satırları yazdım ama öylece kaldı.

şimdi bayramın ikinci günü. çocuklar hala uyuyor. a salonda, ben kendi çalışma masamda çalışıyoruz.

bugün hava serin ve yağmurlu…

bir kahve molası vermek için kalktım; kahve demlenirken bu yayını bitiriyorum.

çalacağım parça bana çalışırken eşlik eden antony‘den

the spirit was gone

diyoruz.

 

Leave a Reply

× 7 = 42