günlerdir evdeyim…

bugün onüçüncü gün. işi değil ama çalıştığım kampüsteki ormanı, söğüt ağacının altında oturup kitap okumayı, kızılgerdan kuşlarının sesini, geyikleri ve alakargaları görme ihtimalini özledim. tuhaf bir şekilde sabahın erken saatlerinde kulağımda müzik çalarken sokağa çıkmayı ve  yüzüme soğuk havanın çarpmasını da.

baharın ağır ağır hayatımıza girişini de gözlemlemeyi hep çok sevdim; bu yıl bunu da ıskalamış olduk…

günler çok verimli geçmiyor; en azından hayal ettiğim kadar. boyamayı planladığım dolaba henüz hiç başlamadım… hiç kitap okuyamıyorum… çok fazla şey de izlemiyorum ama bu daha çok benim tercihim. dizilerin evrenine sıkışmak istemiyorum bu günlerde; oraya girince çıkamayabiliyorum çünkü…

#covid19 günleri tüm saçmalığıyla devam ediyor;  zemini yine kaydırdılar: siyasiler, ana akım medya ve ekran sever akademisyenler (elbette bilim insanı demiyorum!)… daha az televizyon izleyip, bağımsızlığını koruyarak habercilik yapmaya çalışan internet ortamındaki kanalları ve siteleri takip ediyorum…

tai chi ve qigong egzersizlerime devam ediyorum elbette ve bugün ilk kez online bir derse katıldım. keyifliydi. bir haftadır kendi kendime yaptığım çalışmalar iyi bir başlangıç olmuş; nefesimi kontrol etmeyi ve bedenime odaklanmayı öğrenmişim.  dersin sonunda rahatlama egzersizlerini yaparken pencerenin önüne birbirine kur yapan iki kumru geldi. kapanışı onların kuğurtuları ve kanat çırpışlarının sesiyle yaptım; büyülüydü…

***

tv’de, internet sitelerinde bazı sözüne inandığım, güvendiğim sosyal bilimcilerin bu yaşadığımız dönemin sonuçlarının olumlu olacağına dair yorumlarını izlediğimde, okuduğumda bir şaşkınlık yaşıyorum; bu olan bitenin evrileceği şeyin daha aydınlık bir dünya olması fikri bana yabancı şu an. bir zihinsel dönüşümün, bir paradigma değişiminin eşiği olacağı muhakkak bunların ama şu an da ortaya çıkan gerilimin yaratacağı şey bana daha çok yıkım olacakmış gibi geliyor. bugün gündüz evde sinirler gerildi, sesler yükseldi. çocukların üzerinde günlük rutinlerinin bozulmasının ve bu olan bitenin gerginliği var ve her geçen gün biraz daha artıyor bu. yaza nasıl çıkacağız bilmiyorum!

öğleden sonra bir süre yatak odasına ve içime çekildim. şiir okudum, rüzgarda savrulan mavi çamın dallarını izledim ve uyudum. uyandığımdan beri aklımda sevgili cem’in dizeleri* dönüp duruyor:

Mutsuzluk burası mutluluk orası hep.

Mutsuzluk evimiz, mutluluğa misafiriz

diken üstündeyiz.

Akmaz gibi akan zaman titrek zaman. Burası.

*b. Gurbet (sessizlik korkusu, cem uzungüneş)

***

ve uzun bir aradan sonra tanju duru melodileri dinledim bugün. onlardan biri geliyor şimdi

raylar boyunca

diyor sumru ağıryürüyen.

imaj: hiromu kira, the thinker, 1930

Leave a Reply