oyuna ilk olarak…

 

Kıyıya vurmadıkları sürece, balıklar suyun farkında değildirler…”

ursula k. le guin

 

sevgili orhan katıldı; inanılmaz güzel bir ejderhanın gölgesindeki çalışma masası, ursula le guin’e yazılmış bir mektup ve şahane bir melodiyle.

bir süre önce ben de, ‘bütün bu çılgınlığı yaşasaydı ne derdi acaba‘ diye düşünmekten kendimi alamamıştım…

melodimiz dirk maassen‘den

la mer.

 

Sevgili Ursula K. LeGuin,

Söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. Şu lanet virüs salgını sona ermeyecek gibi görünüyor. Virüsün adı bile kendisinden önce mutasyona uğruyor. Adının ne olduğundan çok sebep olduğu yıkım önem kazandı. Dünyanın dört bir yanından sürekli ölüm haberleri geliyor. Ölen insanlar hiç var olmamış birer hayaletmiş gibi anılıyorlar. İsimlerinin, yaşam öykülerinin, geride bıraktıklarının hiçbir anlamı yok. Yaşamlar sabun köpüğü misali boşlukta yitip gidiyorlar. Rakamların oluşturduğu sayılarla ifade edilen insan ölümleri her geçen gün artış gösteriyor. Sayılar ise sıradan grafiklere dönüştükleri gibi olağanlaşıyorlar.

Her yitirilen, geride kalanlara acıyı, şaşkınlığı, paniği, gelecek korkusunu, umutsuzluğu, karamsarlığı, evrende kaybolma duygusunu ve çaresizliği bırakıyor.

Olanca ağırlığıyla üzerimize çöktü siyahın her tonu. İnsanoğlu nerede yanlış yaptığını sorgulamamakta tüm gücüyle ve inatla direniyor. Görünürde bir umut ışığı da yok. Koyu karanlıklar boğuyor aydınlıkları.

Günlerdir evimde karantinadayım. Yaşı altmış beşin üzerinde olanların sokağa çıkmaları yasaklandı. Bu da yetmiyormuş gibi geçtiğimiz iki haftanın sonlarında da iki gün süreyle sokağa çıkmak ülke genelinde yasaklandı.

Gelecekte, insanlığın virüsün etkilerinden çok daha başka olumsuz etkilerle ve sonuçlarla karşı karşıya kalacağına hiç şüphem yok. İnsanlık bu kaosun etkilerini kendi lehine dönüştürebilecek mi, bunu zaman gösterecek. Bilim insanlarının, pek çok farklı ülkede ve olağanüstü çaba sarf ederek yaptıkları çalışmaların sonuçları ufukta belirmeye başladı.

Bunca olan biten hakkında siz neler yazardınız, kim bilir? Kitaplarınızda yer alan kahramanlar ya da yaratıklar dünyamız genelinde meydana gelen gelişmeler karşısında değerlerini, dahası akıllarını yitirirler miydi? Sürekli devinim halindeki evrenin bir yerinde bütün olan biteni izliyorsanız, düşüncelerinizi öğrenebilmeyi ne çok isterdim.

Size mektup yazmak… Uçsuz bucaksız bir denizi derme çatma bir sal ile aşmaya çabalama gayreti benimkisi. Siz de güldünüz bu düşünceme değil mi? Olsun. Oysa sadece bir seçeneğim var. O da mektubu size kendi elimle getirmek.

Yazmış olduğunuz kitaplarınızın pek çoğunu edindim. Ve onların her birini okudum. Yapıtlarınıza dair o kadar çok soru var ki zihnimde bilemezsiniz. Şayet yanıt verirseniz, evrende yankılanacak sesinizi duyacağımdan şüpheniz olmasın. Her bir cümle ruhumu öylesine sarıp sarmalıyor ki anlatamam. Heyecanımı hoş görünüz.

Bestekâr Nevzat Akay, nihâvend makamında yazmış olduğu bir bestesinde “Doymadım sana ağlarım âh ederek yana yana/Geç buldum çabuk kaybettim hicrân oldu hayat bana” diyerek başlar söze. Sizin onu tanımıyor olmanız çok doğal… Güftesi kimindir bilinmez, ama bildiğim bir şey varsa o da benim de sizi geç bulup çabuk kaybettiğimdir. Bu nedenle, yakalayamadığım, hızla geçip gitmiş zamanın ardından koşuyor, koşuyorum. Her bir satır ya da paragraf sonunda soluk soluğu kalsam da…

İçinde bulunduğumuz sıkıntılı günleri aşabilmeyi ve size bir sonraki mektubumla yeniden seslenebilmeyi umuyorum.

Saygı ve sevgilerimle,

ok.

 

Leave a Reply