yeni bir haftaya başlıyoruz…

D100 karayolu sabah çok yoğundu ve yol kenarında ve duraklarda sanki bundan önceki haftalara göre daha fazla kişi bekliyordu; “acaba havaya yayılan bu olumlu atmosferden dolayı adı konmayan bir normalleşme sürecine mi girdik” dedim kendi kendime… bir süre twitter’da gezdim, sonrasında, aşağıya bir alıntısını bıraktığım, eser köker‘in bianet’de  çıkan evde kalıp yazı yazmak yazısını bir kez daha okudum; muhtemelen tekrar okuyacağım.

tuzla’dan sonra gözlerimi kapatarak müzik dinledim ve maskenin altında artık daha doğru nefes almaya başladığımı fark ettim. insan hakikaten her şeye alışıyor…

servisten indikten sonra çalıştığım enstitü’ye her gün yürüdüğüm yolu biraz daha uzattım ve içine ormanı biraz daha fazla dahil ettim; attığım her adım derin bir nefes gibiydi. yol boyunca spotify’ın benim için hazırladığı listeyi dinledim ve patrick watson‘dan, noir melody‘yi keşfedip epey döndürdüm. fotoğraf sabah yürüyüşünden…

 

eser köker’in yazısı pek çok şeyden söz ediyor aslında ama bu yazı bende bir oyuna kapı açtı

acaba diyorum bu karantina günlerinde blog yazdığınız masa, ekmek yaptığınız mutfak tezgahı, oturup kaldığınız koltuk köşesi, nefes almak için açtığınız pencere, oturduğunuz balkon veya şanslıysanız bahçenin bir fotoğrafını gönderip, size nefes aldıran bir şarkıyı benimle paylaşır mısınız?

belki hissettiklerinize dair kısa bir anekdot da paylaşırsınız; kim bilir…

ne dersiniz?

***

Münzevi Emily Dickinson’ın yazdığı yüzlerce şiiri kadınlara ulaştıran o direnme geleneği, çarpıntılı eve bağımlılıktan bambaşka bir özgürleşmenin kapısının aralanmasına öncülük etti.

Suskunluğu, dilsizliği ve mırıldanmaları kadınların gündelik hayatlarına yerleştiren münzevilik hali içinde demir uzlaşmazlık çekirdeğini eritmeye çabalayan kadınlar, yoksulluğun ve erilliğin baskısına karşı ara yollar ve patikalar yarattılar. İçinde yaşanan şu günlerde de sadece acıların değil özlemlerin, gelecek düşlerinin ve ütopyaların yeniden hatırlanması, şiirinin, şarkısının, oyununun, fotoğrafının, filminin, öyküsünün yeniden tasarlanması, bütün o kas gevşemelerinin, nefes alamamaların, öğürmelerin, ağlamaların, kıpkırmızı olmaların, titremelerin, öfke sözcüklerini bulamamanın acısına panzehir olmuştur, olacaktır da…

Yer sarsılmaya devam ediyor

Tekinsiz dışarısı fikrine çok alışık olsak da, ona yapışan ölüm korkusu ile birlikte ancak huzursuz bir ruhun kendini hapsettiği ev duvarlarının bizi koruyabildiği sanrısı ateşlenmiş olduğu için birlikte olunabilen her patikada ve sokakta kendimizi arayıp bulamamanın boşluğu, yani bir araya gelememe, ortak korkumuzu aşmak için yan yana duramama sorunu ile karşı karşıya kalındığı ve distopik bir dünyanın içinde yaşandığı da, korkularımızı gidermek üzere elele tutuşamadığımız da aşikar.

Bu boşluğun kenarına ilişmek için yapabildiğimiz hayali bir ortaklığa ait hissetme yollarından birine, yani yazıya gidişimize aşağıda değineceğim ama geçerken, bütün yollar kapalı iken, bir kez daha pazarda, sokakta yaşanan kalp çarpıntılarının kaçıp sığınılan bir yer olarak evin tekinsizliğine zemin oluşturan erkek şiddetinin yoğunluğunun altını mor kalemle bir kere daha çizmek istiyorum.

 

 

 

2 Responses
  1. Noir Melody’yi pek severim. Adını ve söyleyenini de böylece öğrenmiş oldum. 🙂
    Foto da şarkı da yollarım, yazarım da. Peki nereye? 🙂
    Sevgiler…

    1. radyo z

      merhaba, heyecanla bekliyorum:) sitede “patikalar” başlığı altında bana ulaşabileceğiniz adresler var. Sevgiler…

Leave a Reply