kategori

ne kitapsız ne müziksiz yaşanmaz
kumların kadını kitabını bu sabah bitirdim… zaten sıkışıp kaldığımız bu hayatın içinde, başka bir kabuğa daha sıkışmış gibiydim kitabı okurken… ara ara nefes alamadım; okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır sanırım. başlangıçta, kitapta anlatılan “evreni ” tahayyül etmekte zorlandım. bu noktada kitabın 1964 yılında çekilen film uyarlaması imdadıma yetişti ve fakat her şey birden öyle bir gerçekliğe dönüştü ki bunaltım...
Read More
üşüdüm ve eve geldiğimde hafif acılı ve sarımsaklı bir tarhana çorbası yaptım… ali çalıştığı için akşam yemeğinde yoktu; çocuklarla yalnızdık. genel olarak bağrış, çağrış ve gülüşmelerle geçen akşam yemeğimiz bugün sakin ve durgundu… yemeğin sonunda herkes odasına çekildi; ben kendi başıma masada bir süre daha oturup pencerenin dışında uçan kuşları izledim ve kalan şarabımı yudumladım…...
Read More
sarı papatyalar, mimozalar ve sarı yoncalar her yerdeydi çünkü; ve mimozaların kokularına portakal çiçeklerinin kokusu karışıyordu… bir şekilde mesafeli durduğum ve ziyaret konusunda çekincelerimin olduğu kıbrıs’a, ali gidelim dediğinde bahar olduğu için ve görmediğim bir yer olduğundan tamam demiştim; hafifçe hayal kırıklığına uğrayacak olmanın endişesiyle aslında. biraz bahar olması beni rahatlatıyordu; en nihayetinde akdeniz’de bir ada...
Read More
eskisi gibi buraya yazmak konusunda da pek istekli değilim  sanırım; hayatla bağ kuran sözcüklerle aram iyi değil epeydir… ama tatar çölü’nü okudum ve bitirdim; buraya yazmasam olmazdı. bu kitabı okumanın tam sırası mıydı yoksa okunacak en kötü zamanda mı okudum hala emin değilim. bu kadar köşeye sıkıştırıldığımız bir hayatın içinde bir kalede mahsur kalma metaforuna...
Read More
ve bir gün tekrar bu kitaba dönmeye karar vermiştim. yılın sonuna doğru niye bilmiyorum, belki de hafızayla ilgili meselelere takılmışlığımdan, döndüm ve sadece max richter dinleyerek kitabı yeniden okudum. monika maron’un evrenini seviyorum ve kitabın satırlarıyla onun zihninde bir yolculuk yaptığımı hissediyorum. ağır ağır giden bir trende pencereden aşina olduğunuz bir çevreyi izlemek gibi onu...
Read More
oluyor burada, nedenlerine girmek istemiyorum… şimdi bir “an” durup, benim dışımda akan zamana bir dur deyip, nefes almaya ve hayata bir kaç not düşmeye ihtiyacım var… hadi şu andan başlayıp geriye doğru gidelim… bu sabah, bol rüyalı huzursuz bir gecenin ardından, erkenden uyandım… akşam bizim ada’nın gösterisi var; heyecanı inanılmaz… onu okuluna bıraktım ve kendimi çalışabileceğim bir yere...
Read More
havada tek bulut yok ve ben mutluyum. normalde bulutsuz havalar beni gerer ve mutsuz eder ama bunu özledim doğrusu. pırıl pırıl güneş iyi geldi… memleketin havasının ağırlığı yetmezmiş gibi üstüne çivi de çiviyi sökermiş niyetine cioran‘la söyleşilerin olduğu ezeli mağlup adlı kitabı okuyorum. şuraya küçük bir alıntı bırakayım: “… İktidarın kötü, çok kötü olduğuna inanıyorum. Onun varlığı...
Read More
denizi yitiren denizci, bir anne oğul ve hayatlarına giren denizcinin hikayesi… yamaca yerleşmiş bir liman kentini hayal ederek okudum bu kitabı. miyazaki’nin filmlerinden yürüttüğü görüntülerle, zihnimin oynadığı bir oyundu bu. gökyüzü dev pamuksu bulutlarla kaplı olsa da yarı karanlık bir liman kentinde geçiyordu her şey. karanlığı yaratan, karakterlerin zihinlerindeki gölgelerdi sanırım. güneş bir türlü kendini bulutlardan...
Read More
1 2