kategori

ya dünya!
burada her şey bambaşka; çocuklar bayıldılar ve yaşanacak şehirler listelerinin ilk sıralarına aldılar… uzun uzun yürüdük… nefis bir pazarda, mercat de la boqueria‘da, karnımızı doyurduk, sangria içtik… deniz müzesine gittik, la sagrada familia’yı bugünlük tavaf ettik, yarın gezeceğiz. şimdi, şehir dışında, barselona’nın kırsalında bir apart hoteldeyiz. gezini son iki iki gününe girdik. tezer bize bir meyve...
Read More
bugün öğle saatlerinde barselona için yola çıktık ve valencia’da konakladık. şehrin banliyölerinden birinde, denize ve şehre uzaktan, tepeden bakan bir oteldeyiz. clash’in şarkısı ‘rock the casbah’daki gibi adı casbah olan bir otelde… hepimiz kelimenin tam anlamıyla yorgunuz; hem de çok… valencia antalya’ya benzeyen bir şehir. havada tatlı bir serinlik var… benim aklım hala endülüs’de. uzun zaman...
Read More
gezimizin dördüncü günü ve granada’dayız… yazacak pek çok şey var ama şimdilik sadece albeniz‘in granada‘sını dinleyelim. julien bream çalıyor. şu an tam bu fotoğrafın olduğu yerde alhamra’ya karşı ve albeniz dinleyerek oturuyorum… şehrin üzerinde yine kırlangıçlar dans ediyor…  
Read More
gelecek hafta pazartesi gününe  kadar ispanya’nın dört ana bölgesini içeren hızlı bir gezi yapacağız. dün öğle saatlerinde madrid’deydik ve bugün öğleye doğru sevilla’ya doğru yola  çıkıyoruz… şu an uzun yazamayacağım, ev halkını uyandırıp toparlanmamız lazım; yapacak çok yol var. *** gezinin ilk şarkısı eski ve çok ünlü bir ispanyol şarkıcıdan geliyor manola escoba’dan  que bonita...
Read More
uzun zamandır böyle bir baş ağrısı yaşamamıştım ve bütün gün bu ağrıyla çalıştım… şimdi masama çöktüm, bir süre önce size remikslenmiş yorumunu çaldığım bir parçanın aslını döndürmeye başladım. dışarıda nefis yağmurlu bir hava var… başımın ağrısı muhtemelen sürekli değişen hava koşulları ve “alçak” basınçtan, yanına “hayatın alçaklığı” da var, o ayrı tabii…  😉 neyse bunları boş...
Read More
bir bahar günü bugün… öğleyin çınarın altında bir kupa çay içimi süresi kitabımı okudum, nefes aldım ve rüzgarı dinledim. şu sıralar okuduğum kitap, hazar sözlüğü,  yapısıyla farklı ve kurgusu zor bir metin… bazen bütünden kopup kendimi, bağımsız olarak okuduğum metinlerin güzelliğine bırakıyorum ve yanlış zamanda okuyorum bu kitabı diye düşünmekten kendimi alamıyorum… buraya şimdilik küçük...
Read More
şu anda bana ilaç gibi gelen bir şarkıyı çalıp kaçacağım. rupa & the april fishes söylüyor maintenant fotoğraf mı? büyüyen kahve çekirdeklerim 😉
Read More
ve bana gelen fincanı kaparak bahçeye çıktım. mine’den bana güzel sade bir kahve yapmasını istedim. güneşe oturdum, baharı kokladım, “her şeye rağmen” dedim “çok güzel insanlar var bu hayatta; yüzünü bir kez olsun gün yüzüyle görmesen de dokunabildiğin, sana dokunabilen şahane insanlar” sevgili nurşen bana nefis bir fincan göndermiş bugün. ona buradan kocaman sarılıyorum ve...
Read More
bir müzik belgeseli var. 90’ların efsanevi rock grubu blue blues band‘in  ve iki inanılmaz müzisyenin, yavuz çetin ile kerim çaplı’nın hikayesi. dün izledik… üzerine eve gelip bir şişe şarabı, internetten bulduğumuz kayıtlar eşliğinde hızlıca bitirdik… hem biraz hüzünlü hem de izlediğimiz şeyden dolayı keyifliydik sanırım. içinde olduğumuz hayattan çıkıp bir kaç saatliğine başka bir boyuta savrulmuştuk...
Read More
ve bu sefer yüksel arslan‘ı aldı bizden. bu topraklar kıymetini bilemediği, içinden söküp attığı bir değerini daha kaybetti… 2009 yılında tezer’le santral’deki sergisine gitmiştik. 8 yıl geçmiş, yani tezer 12 yaşındaymış. yavaşça hayatında yeni bir döneme yani ergenliğe geçtiği o aşamada serginin onu çok sarstığını hatırlıyorum. ama en az onun kadar doğrusu beni de sarsmıştı. farklı...
Read More
1 2 3 4 5 6