bağıran bir erkek…

Herkes, içinde bir oda taşır...”
-franz kafka, mavi oktav defterleri



sesiyle uyandım gece… “ne yapıyorsun?” diye bağırıyordu bu ses, sonra bir kaç kere tekrar etti soruyu ve ardından “ne oluyor sana? dedi; sert ve ürkütücüydü. sesin nereden geldiğini anladım… ardından kadının sesini duydum ama ne dediğini anlamadım. sonra adam kadına ne olduğunu söyledi; bir ailenin mahremiyetini korumak için bunu yazmayacağım. tek söyleyeceğim şey bağırılan kişinin en fazla yedi yaşında bir erkek çocuk olduğu! ve yaptığı şeyin, kesinlikle böyle bir tepkiyi ve bağırılmayı haketmediği…

bir an çocuğun sinir krizinin eşiğindeki bir insanın sesine benzeyen ağlamasını duydum ama bu çok kısa sürdü, bir dakika bile değil muhtemelen; sonrası gecenin derin sessizliği! saate baktım, ikiye çeyrek vardı…

uykum tamamen kaçtı, kalp atışlarım hızlandı ve bir an nefes alamadığımı hissettim. benim okuduğum, dinlediğim ve duyduğum her şeyi zihnimde anında görselleştirmek gibi zaman zaman sinir bozucu olabilen bir “durumum” var. bir ara araştırmıştım bunu; zihinsel imgeleme kapasitesiyle ilgili bir şeymiş. mesele bilişsel yani ve ben spektrumun sonların da olmasam da bu mesele için “ortanın sağındayım” anlaşılan… neyse konumuz bu değil! ama zihnimde, ayrıntılarını bilmediğim salon eşyasız bir tiyatro sahnesine dönüştü; oyuncular 40’lı yaşlarında bir kadın ve erkek ve onların çocuğu olan yedi yaşında bir oğlandı. üzerlerinde yazlık pijamaları ile salonun ortasındaki şey bakıyorlardı…

tahmin edersiniz, genelde kuş tüyü kadar hafif olabilen uykum, kaçtı gitti; oyun bitti, salon karardı ve “sağda solda” sürekli konuşan psikiyatrist ve psikologlara arada içimden söylediğim “… insanları bir salın…” cümlem havada asılı kaldı… bazı durumlarda, özellikle çocuklarla ilgili konularda, insanları salmanın mümkün olmadığı gerçeğiyle yeniden yüzleştim…

geceleri uyku kaçıp gittiğinde, bunu fırsat bilerek olduğundan daha da karanlık bir hale bürünmüş düşünceler hücum ettiğinde ne olduysa o oldu tabii; kalktım, biraz evde dolaştım, su içtim ve beni her zaman sakinleştiren the blue notebooks albümünden birkaç parça dinledim… yatağa geri döndüğümde, a. her şeyden habersiz derin uykusundaydı; “elini sırtıma koyar mısın?” dedim ve gözlerimi kapattım…


yazının kapağı pablo picasso’nun çok sevdiğim uyku temalı resimlerden biri olan panjurlu pencerenin önünde uyuyan kadın (sleeping woman with shutters). 1936 yılında yapılan bu resimdeki kadın, marie-thérèse walter’mış. sınırlı renk paleti olan ve yumuşak, kıvrımlı biçimli bu eser dinginlik, içe dönüş ve kırılganlık duygusunu bir arada yansıtıyormuş… kaynak için tıklayınız.

Leave a Reply