ah mum çiçeği
kesilmiş dalların mı
arar kokuyu?
–bir haiku denemesi, z.
bir kaç yıl önce sevgili naci’nin yanına konya’ya gittiğimizde almıştım. annesinden kalan çiçeğin kenarından minik bir dalı alıp köklendirip dikmiştim; hemen neşelenmiş, uzamaya başlamış ve yeni dallarla birlikte büyümüştü. ama son aylarda hastalandı, üzerinde pamukçuk pamukçuk beyazlıklar oluştu. biraz araştırdığımda, mum çiçeklerinin yaygın olarak başına gelen bir hastalık olduğunu öğrendim bunun. unlu bitmiş (mealybug) meğer çiçeğimi elen geçiren yaratık; yani bir mantar değil böcekmiş kendileri…


antalya dönüşü yine konya’ya uğradık bir günlüğüne; benim mum çiçeğinin annesi neşeli ve mutlu bir şekilde yaşıyordu, üstelik düzenli çiçek de açıyormuş…
benim için hep büyülü bir çiçekti mum çiçeği; biz çocukken annemin vardı ve balkonda çiçekler açarak yaşardı. çiçeğin, yapraklarının kusursuzluğuna ve zarifliğine eşlik eden hafif bir kokusu olduğunu anımsıyorum; yıllardır bu kokuyu duymadım… naci’ye bitkilerini bu tür hastalıklardan nasıl koruduğunu sorduğumda neem yağından söz etti. evvelsi gün neem yağım geldi ve dün çiçeğimin tedavisine başladım. çok canım acıyarak uzayan dalları kestim, altta yeni sürgün veren dallarım vardı çünkü ve bu kadar geniş bir alanı tedavi etmem çok zordu. saksıdan kökleriyle birlikte çiçeği çıkardım ve çeşmenin altında bütün bitkiyi yıkadım. kontaminasyondan tamamen kurtulmak için saksıdaki toprağı attım, saksıyı da dezenfekte ettim. sonrasında dalları sildim, kuruladım. evde olan hafif alkol bazlı bir bitki ilacıyla yaprakları ve dalları sildim. uyguladıktan sonra bitkinin güneş ışığı görmemesi gerektiği için akşam hava kararınca neem yağlı bir su karışımını püskürterek tüm çiçeğe uyguladım. yedi gün sonra yine aynı işlemi yapacağım.

çiçeğim çalışma masamın köşesinde, pencerenin hemen yanında duruyordu. elbette orayı da temizledim, duvarı sildim ve bu sabah çiçeğimi yerine yerleştirdim.
bu arada mum çiçeğiyle ilgili bir sürü şey öğrendim. aslında mum çiçeklerinin pek çok türü varmış; bu cinsin genel adı ise Hoya. benimki gibi yaygın olarak yetiştirilen Hoya carnosa ise İngilizcede porcelain flower veya wax plant olarak anılıyor. Hoya türlerinin çoğu tırmanıcı ya da sarkıcı bitkilermiş; yaprakları kalın, etli ve parlak, çiçekleri ise küçük yıldızlar halinde kümeleniyormuş. o balmumu gibi görüntüleri de boşuna değilmiş meğer; çiçeklerin taç yaprakları parlak ve mumsu bir yapıya sahipmiş.
çocukluğumdan hatırladığım o hafif kokunun da hayal olmadığını öğrendim. hoyaların çiçekleri özellikle akşamları ve geceleri daha yoğun kokuyormuş. bazı türlerinin kokusu vanilyayı, bazıları limonu, hatta çikolatayı bile andırabiliyormuş…
bir de hoyaların doğada çoğu zaman toprağın üzerinde değil, ağaçların dallarında, gövdelerin çatlaklarında yaşayan bitkiler olduğunu öğrendim. kökleriyle bir ağaca tutunup orada yaşayan, suyu da etli yapraklarında biraz olsun saklayabilen bitkilermiş. dünyadaki doğal coğrafyası da epey geniş; çin’den hindistan’a, güneydoğu asya’dan japonya’ya, filipinler’e, yeni gine’ye ve avustralya’nın bazı bölgelerine kadar uzanıyor bu alan. yani çocukluğumda bizim balkonumuzda yaşayan, şimdi de çalışma masama konya’dan gelen bu çiçeğin asıl memleketi subtropikal asya’nın sıcak ve nemli bölgeleri…


size daha önce petunyaları anlatırken söz ettiğim the language and poetry of flowers kitabında hoya için tek bir kelime yazılmış: sculpture yani heykel. mum çiçeği adıyla, yani wax plant olarak geçtiğinde ise susceptibility yani hassasiyet, etkilenebilirlik yazıyor. hakikaten heykel gibi bir çiçek mum çiçeği; dayanıklı, güçlü, dokulu gövdesi, yaprakları, çiçekleriyle… 19. yüzyılda çizilmiş çok güzel illüstrasyonlar var, bir kaç tane buraya bırakayım.



bütün bu tedavi sürecinde bana çok ama çok sevdiğim emerson string quartet eşlik etti. dinlediğim albümlerden birini bırakıyorum…


Umarım tertemiz olmuştur ve sağlıkla yaşamına devam eder..
Sen nasıl şefkatli bir kadınsın ama, “çiçeği temizleyip saksısını değiştirdim” demiyorsun da, anlamından kokusuna, hatırlattıklarından hissettirdiklerine, böyle kapsamlı bir şekilde anlatabiliyorsun, yaşatabiliyorsun okurunu tam o anda, seninle birlikte… Yazıyı bitirince içimden kendi çiçeklerime şefkat vermek geldi, şimdi yorumumu yazıp bakıma gidiyorum 🙂 <3
Çiçekleri pembe miydi beyaz mı acaba…. Sanki "şirinler köyü"nden bir bitki gibi….