“… İçime atıp, sustum
Neyi, neresinden değiştirsen…”
-güler özince
Kuşlar İçeri Girdiğinde
Evin anahtarını ona kimin verdiğini hatırlamıyordu. Belki de yıllardır çantasının bir gözünde taşımıştı. Kilide soktuğunda hiç zorlanmadan döndü.
Ev dağın yamacındaydı. Bahçeye açılan mutfak kapısını açınca insan kendisini dağların arasında buluyordu. Kapının hemen yanında büyük bir arı kovanı dikkatini çekti.
Üniversiteden arkadaşınındı bu ev. Yıllar önce birbirlerine söylenmemesi gereken şeyleri söylemişler, sonra bir daha hiç görüşmemişlerdi. Şimdi birkaç günlüğüne onun evinde kalacaktı. Neden kabul ettiğini bilmiyordu. Daha tuhafı, arkadaşı evde olmayacaktı.
Mutfak masasının üzerinde küçük bir kâğıt buldu. Yazıyı hemen tanıdı.
Kapıyı kilitle.
Kombiyi kapat.
Arılara dokunma.
İlk gece birkaç kez yataktan kalktı. Önce mutfak kapısını kontrol etti. Sonra kombiyi. Sonra tekrar kapıyı.
Sabah banyoda yüzünü yıkarken kanat sesi duydu. Pencere yarı açıktı. Pervaza küçük, masmavi bir kuş kondu. Ardından bir tane daha geldi. Sonra üç, dört… Saymayı bıraktı. İçlerinden biri havlunun üzerine kondu. Kuşa, kedilere gülümsediği gibi gülümsedi.
Mutfağa gittiğinde kapının gece boyunca açık kaldığını fark etti. Dışarıda kovan, yamaç, dağlar, doğa, her şey duruyordu.
Bir şey olmamıştı.
Evde ondan başka birinin daha kaldığını o gün öğrendi. Onu görünce hemen tanıdı. Çocukluğundan biriydi. Adını söylemek üzereydi, vazgeçti. O da onu tanımıştı. Yanından geçerken yüzüne baktı. Konuşmadı. Akşam aynı masada karşılıklı oturdular. Aralarında birkaç tabak, iki bardak ve yıllar vardı. Ertesi sabah gitmeye karar verdi.
Uyandığında ev artık teyzesinin eviydi. Bunu fark ettiğinde şaşırmadı. Kuzeni de oradaydı. Bir süre sonra teyzesi geldi; aklı yine başka yerlerdeydi.
“Akşam kalabalık olacak,” dedi.
O hâlâ oradaydı ama yatağının yanına bir somya kurulmaya başlanmıştı bile. Ardından yere kocaman bir yatak serdiler. Kendi yatağını toplamaya başladı. Çarşaf kırmızıydı.
“Bunu değiştirmeyecek misiniz?” diye sordu.
Kimse cevap vermedi. Belki duymadılar.
Çarşafın kırışıklıklarını düzeltti ve yatağı öylece bıraktı.
Salona geçtiğinde bir akrabasının kanepede uzandığını gördü. Ölmüştü aslında ama oradaydı işte.Yanında durdu. Gözleri iyi görünmüyordu, kanlanmıştı. Gözüne damla yaptı.
“Böyle daha iyi,” dedi.
Gözleri kıpkırmızıydı ama cildi çok güzeldi. Pürüzsüz, aydınlık. Takma kirpik takmıştı. Kirpiklerden birinin köşesi ayrılmış, hafifçe havaya kalkmıştı. Kendisi farkında değildi. Sessizce odadan çıktı.
Kanaması olduğunu bahçeye çıktığında fark etti ama neresi kanıyordu, anlayamadı. Kan, akmaktan çok yuvarlak damlalar hâlinde yamaçtan aşağı yuvarlanıyordu. Kimse fark etmesin diye gömmeyi düşündü.
Ama gömmedi.
İçeri döndüğünde annesi mutfak tezgâhının üzerinde, tek gözlü kartuşlu bir ocakta, eski bir teflon tavada minik yuvarlak hamur parçaları kızartıyordu. Tezgâhın köşesinde kendi yaptığı hamuru gördü; bir yumruk kadardı. Kurumasın, nemli kalsın diye üzerine hafif ıslak bir tülbent sermişti. Tülbenti kaldırdı. Hamurdan yine yuvarlak ama daha büyük parçalar yapıp kızartması için annesine verdi.
Annesi kızartmaya devam ederken hamurlar tezgâhta birikiyordu.
Sonra açık pencereden mavi bir kuş girdi.
Annesi başını kaldırıp baktı.
“Pencere açık kalmış,” dedi.
“Ellemeyelim,” dedi.
Annesi cevap vermedi. Yeni kızarttığı hamuru tabağa koydu.
Kuş evin içinde gözden kayboldu.
Belki de bazı evlerden hiç çıkılmaz, diye düşündü. Anahtar geri verilir, yatak toplanır, kapı çekilir. Yıllar geçer. Ev başkasının evine dönüşür. Odalara yeni yataklar konur, ölüler kanepelerde biraz dinlenir, yaşayanlar gelecek olanlar için yer açar.
Yine de bir şey kalır.
Kullanılmış kırmızı bir çarşaf. Yamaçtan aşağı yuvarlanan birkaç damla kan. Köşesinden ayrılmış bir kirpik. Kendileri olmaktan çok başka bir şeyi temsil eden nesneler.
Belki insanın geride bıraktıkları bunlardan ibarettir.
Ya da tam tersi.
Bir pencere yarı açık unutulur ve nereden geldikleri bilinmeyen mavi kuşlar içeri girer. Bir avuç hamurun kurumaması için üzerine nemli bir bez örtülür. Bir başkasının elleri onu kızgın yağa bırakır.
Kimin kimi beklediği, kimin çoktan gitmiş olduğu birbirine karışır. Un
Dağın yamacında arılar çalışmaya devam eder.
Kapının kilitli olup olmadığı artık önemli değildir.
mektuplarla geçen üç haftanın sonunda bol rüyalı bir gecenin ardından ortaya çıktı bu yazı; yazılmasa olmazdı. artık rüyalarımın bana ne anlatmaya çalıştığını çok iyi biliyorum. bu öykümsü, rüyamsı şey de geçen merkür retrosuna bir mektup olsun…

