dün…

“…Her gün, her an, her mevsim değişen ışığın ritmiyle.”
-Han Kang, Işık ve İp




han kang’in ışık ve ip kitabını okumayı bitirdim; uzun bir süre kitabı başucumda tutacağım sanırım. nobel edebiyat ödülü’nü aldıktan sonra yayımlanan ilk kitabıymış bu. roman değil; denemeler, günlük parçaları, şiirler ve nobel konuşmasını bir araya getiren kısa bir düşünce kitabı. han kang’in düşünce ve duygu evrenini anlamak için harika bir kitap. daha önce vejetaryen‘i okuyup çok etkilenmiştim; sanırım türkçeye çevrilen bütün kitaplarını okuyacağım, sırada yunanca dersleri var…

kitabın kuzeye bakan bahçe bölümünde satın aldığı ve yaşadığı son evin bahçesini anlatıyor, ardından gelen bahçe günlüğü‘nde ise ağaçların, çiçeklerin, ışığın günlüğünü tutuyor. 31 mayıs günü bu günlüğe şöyle yazmış:

“Kartopu çalısı çok güçlü bir biçimde yana doğru yayılıp akçaağaç yapraklarını örtmeye başladığı için sicimle dallarını biraz toparlayıverdim. Güneş ışığı çok güzel, gökyüzü masmavi.”

tomris ise sesler, yüzler, sokaklar‘da 20 mart 1975 günü şunları yazmış:

“Tenekeye hanımeli ektim, toprağı az geldi. Bakalım… Çiçekleri tanımıyorum pek, adlarını bile doğru dürüst bilmiyorum. Ama açsınlar istiyorum, gözümün önünde serpilsinler, balkonu sarsınlar. O zaman tanıyabilirim ancak, tanışırız.

Katırtırnağı, ebegümeci, radika, krizantem, ıtırşahi, süsen, nergis… Hepsi çok sevdiğim ama bir bakışta tanıyamadığım otlar, çiçekler. Bakara gülleri ve karanfiller değil, menekşe ve papatya. Hayvanlardan, kanaryalarla muhabbet kuşları değil, kedilerle atlar. Madenlerden bakır. Sonra yer döşekleri, su küpleri, toprak sigara tablaları…”

19 kasım 1976’da yine sesler, yüzler, sokaklar‘da yazdığı bölümü ise önce yüzümde kocaman bir gülümseme ardında da bütün bedenime yayılan bir sızı ile okudum:

“Üç gün önce, Zehrakız’ı saksısında söküp çıkarırken de içim böyle cız etmişti. Önce Zehrakız’ı anlatmalıyım: Geçen bahar, toprakları kabartırken, azıcık gübreli toprak da katmıştım evdeki saksılara. Sonradan “Zehrakız” olacak çiçeğin tohumu—emprime dedikleri türden bir begonya—gübrelerin içindeymiş meğer. Kendiliğinden fışkırıverince, şaşırdık kaldık.

Başta incecik, dal boylu, çağdaş bir genç kızdı. Yapraklarında çevresine, özellikle güneşe göre ayarlama çabası göze çarpıyordu. Sözgelimi, cam kenarlarına yakın gelen yaprakları koyu mor, siyah kadife rengindeydiler, güneşten böylece korunuyorlardı da, cama uzak düşenler açık yeşil, saydamdılar; yalnızca ortalarında koyu bir damar seçiliyordu. Kış boyunca öyle kaldılar, ışığı emdiler…

Saksılar yavrularıyla doladursun, Zehrakız yayıldı, anaçlaştı, sonra birdenbire söndü neşesi, kıvrıldı kaldı. Onu daha fazla yormak gelmedi içimden, dallara bölünecek, kılcal damarlar sürecek gücü kalmadığını biliyordum; söktüm yerinden, bahçeye fırlattım. O sırada geldi Sevgi Soysal aklıma. Kışa girerken mi ölmek iyidir. Baharda mı?

Bunlar bir yana. Sevgi de, Zehrakız gibi, benim alacalı kedim Kırlent gibi dünyanın süsüdür, dünyayı güzeller. Var olsun!”

tomris bunları yazdığında sevgi soysal hasta ve henüz yaşıyormuş. şimdi ikisi de yoklar…

bu yıl tomris’in açtığı izlekten giderken, bir ara sevgi soysal da okuyacağım. sanırım bu izlek 2026 yılında sona ermeyecek; gittiği yere kadar…

ben de evdeki çiçeklerin ve evi saran doğanın günlüğünü tutacağım—onlarla daha yakın olmak ve tanışmak için—diyerek burada susuyorum. ve elbette emprime bir begonya alacağım…

bu yayının müzikleri han kang’den olsun. ikimiz de çalışırken, aynı türde melodiler dinliyoruz anlaşılan.

2 Responses
  1. Han Kang çok güçlü kalemi olan, okuduğum kitapları beni sarsan bir yazar.
    Ben de ilk Vejetaryen ile başladım, sonra Veda Etmiyorum, Beyaz Kitap ve Yunanca Dersleri’ni okudum. Işık ve İp’i okuyayım ben de. 🙂

Leave a Reply