hülya ve derya’yı…

“… elimle tutamadığım
hiç görmediğim, yaşamadığım
büyük düşler hepsi de küçücük şeyler
…”
– bülent ortaçgil



hatırlıyor musunuz? bizim karşı çatıdaki martı çiftimiz… bu yıl elbette yeniden yavrulama sezonunu açtılar. mart ayının başından beri devam eden bu üçüncü maceramızda yine çok şey yaşandı; şimdiye kadar neden hiç söz etmedim, bilmiyorum.

bu yıl üç tatlı yavrumuz oldu. on gün öncesine kadar üçü de yaşıyor, güzel güzel büyüyordu. sonra bir gün komşulardan biri çatıya dördüncü bir yavru bıraktı. muhtemelen bir yerden düşmüştü ve yaşasın diye onu çatıya bırakmaya karar vermişlerdi. doğrusu, bu fikir benim çok hoşuma gitmedi; böyle durumlarda doğaya müdahale edilmesini pek doğru bulmuyorum.

tabii, dördüncü yavrunun gelişiyle çatıda işler biraz karmaşık bir hâl aldı. normalde üç yavrumuzun ikisi birlikte takılırken, benim “yalnız kurt” dediğim üçüncüsü daha çok kendi başına vakit geçirmeyi seviyordu. yeni gelen, hafifçe aksayan ve korkmuş görünen yavru en çok onun ilgisini çekti. sürekli yanına geliyor, ona uzun uzun bakıyor, birlikte vakit geçiriyordu.

ben bu yavrunun çok yaşayamayacağını düşünürken aksaması azaldı; hatta çatıda kendi başına yiyecek aramaya bile başladı. ama ailemiz hep birlikte bir şeyler yerken onun yalnız kalması içimi parçaladı.

işler böyle biraz yoluna girmiş gibi görünürken biz iki günlüğüne şile’ye gittik. döndüğümüzde “yalnız kurt” ve dördüncü eleman artık yoktu. ada’mız, birlikte kaçmış olabileceklerini söyleyerek meseleyi olumlu bir yere çekmeye çalıştı ama muhtemelen ikisinin de başına bir şey geldi; çünkü henüz uçmayı bilmiyorlardı.

iki gün önce, kalan iki yavrudan biri daha sabah kalktığımızda yoktu. şimdi, önceki yıllarda olduğu gibi, tek yavruyla kaldık anlayacağınız. bu doğanın kendi dengesi; sonuçta her martı çiftinin bütün yavruları hayata tutunsaydı, artan martı popülasyonunun yaşamını sürdürmesi de zorlaşırdı. hele günümüzde martıların denizi bırakıp sokak aralarındaki çöp konteynerlerine, hatta kedi mamalarına dadandığını düşününce, insan bu kayıpları daha kolay kabulleniyor…

iki gündür tatlı ve hafif serin bir rüzgar var; bunun tadını çıkarıyorum. sabah kahvaltımı balkonda rüzgarı hissederek, bizim hayatta kalan tatlı martımızın uçma çalışmalarını yüzümde bir gülümsemeyle izleyerek ve bülent ortaçgil şarkıları dinleyerek yaptım. o yüzden bugün şarkımız bülent ortaçgil‘den olsun.

Leave a Reply