“sabah kucağıma yuvarlanır,
usulca sarılırım ona…”
– raven howell, petunia days
kıymetlidir elbette ama yazın, sıcaklar başlayınca tadım kaçıyor. eskiden sıcağa daha dayanıklıydım; malum antalya’da doğdum, büyüdüm… sabahları alışkın olduğum enerjiyle kalkamıyorum; bu sabah da öyle oldu. dişlerimi fırçalarken yaptığım egzersizlerle başladım güne her zaman olduğu gibi, ama nedense yoruldum, ardından diğer egzersizlerimi de kendimi zorlayarak yaptım; kulağımda spotify’da bulduğum “feel good morning mix” listesinden parçalar çalıyordu; işte ilk parça.
sonrasında balkondaki çiçeklerle ilgilendim, balkonu yıkadım, salonu toparlayıp akşamdan salonda kalan kadehleri, meyve tabağını yıkadım, kabak çekirdeği artıklarını attım. artık müzik dinlemeyi bırakmış, YouTube’da sağlık temalı bir video dinlemeye başlamıştım; sağlıkla ilgili yayın yapan YouTuber’lar beni genel olarak delirtse de dinlemekten keyif aldığım birkaç hekim var; örneğin osman müftüoğlu ve murat aksoy. bu noktada delirmenin zirvesi olan bir örneği de vermeden geçmeyeyim. günümüzün longevity çılgınlığının “divası” saydığım ayşegül çoruhlu, ipek özbey’le yaptığı programda uzun uzun patlıcanın ne kadar sağlıklı olduğunu anlatıyordu. o sırada ipek özbey “nasıl yiyelim patlıcanı, siz nasıl pişiriyorsunuz?” gibi bir soru sordu. yanıt efsaneydi; önce bir sessizlik oldu, ardından, “Mesela kabuklarıyla smoothie yapabilirsiniz…” dedi; sonrasında zaten ayşegül çoruhlu’nun yemek yapmadığını öğrendik. zaten genel olarak tarif ettiği hayat, normal bir insanın sürdürebileceği bir hayat değil!
neyse sağlık meselesi de sınıfsal bir konu diyerek burayı geçeyim…
mutfaktaki çiçeklerle ilgilenmeye başladığımda köşe adlı blogunu çok sevdiğim sevgili elif derviş’in YouTube kanalı okuryazar keçi‘ye geçtim ve froggprince burak görün’le yaptıkları kitap podcast’ı 3K (kitap•keçi•kurbağa) sohbetleri’nden kazuo ishiguro yayınını dinlemeye başladım…

kahvaltıyı hazırladım, a. kalktı ve kahvaltıda iş konuştuk, o çıktıktan sonra mutfağı toparlarken yayını dinlemeye devam ettim. bir ara yazarın noktürnler kitabından söz ettiler ve bu kitap bende de vardı diyerek yazarın kitaplarının olduğu rafa gittim. kitabı alırken, dün arayıp bulamadığım mavi oktav defterleri de gözüme ilişiverdi. bu kitabı dün senin için aramıştım, sevincim; bıraktığın yoruma yanıtı burada vereyim istiyorum. doğrusu albüm beni sakinleştiriyor ama herkeste aynı etkiyi yapar mı bilmiyorum. emekli olup bu işi yapmaya başladığımdan bu yana, özellikle odaklanmak için dinlemeyi tercih ettiğim çağdaş klasik eserler sakinleşmemi de sağlıyor, çünkü bazı metinler beni fena bunaltıyor 😉 öte yandan bu melodiler ve özellikle max richter’in bazı albümleri bende meditasyon etkisi yapıyor…
şimdi kahvemi yaptım, masama geçtim ve çalışmaya başlamadan önce her zaman olduğu gibi spotify’daki çalışma listelerimden biri olan study with me-neoclassical‘ı döndürmeye başladım…
kapak fotoğrafı mutfak penceremin önündeki çiçekler… sıcaklar özellikle petunyalarımı perişan ediyor…

