kategori

spring
bahçenin çimlerini kesiyor son 1,5 saattir. kafamdaki bütün boşluklarda polenlerin dansını hissedebiliyorum, başımda sert bir ağrı başladı ve burnumu kocaman hissediyorum. boğazımı ise hiç sormayın, tüyden binlerce tırpan ağır ağır geziyor sanki; dağılmış haldeyim… ve çalışıyorum… ve elbette müzik dinliyorum… az önce halo çalmaya başladı ve bunu çalmalıyım dedim. çalışmaya ara verdim, bir kahve daha...
Read More
buraya bırakayım ve çalışmaya devam edeyim. neşet ertaş‘ı dinliyoruz, şu garip halimden.
Read More
kahvaltı sezonumu açtım… okuyarak, kuşları dinleyerek yavaş yavaş kahvaltımı yaptım. ofise geldiğimde elif temizliğe başlamak üzereydi, etrafı toparlayarak temizliğe yardım ettim ve onunla sohbet ettik. çocuklardan konuştuk… insanların sürekli daha fazlasına sahip olmaya çalışarak daha mutsuz olduğuna karar verdik, ‘eşyaya değil gezmeye yatırmak lazım parayı’ noktasına geldik… safranbolu’daki köyünün bir hes projesiyle mahvedildiğini anlattı ve...
Read More
kaçıp kısa bir mola veririm… yine öyle küçük bi molayla kendimi dışarı attım, kahvemi içtim ve papatya topladım ve ormanda kaybolmadan ofisime geri döndüm 😉 bunun yarattığı hisle cibelle  green grass desin.
Read More
uzun bir süredir dinlemediğim humanwine‘a geri döndüm. kulaklığı taktım ve sesi açtım. iyi geldi; her zaman iyi gelir. yine burada uzun sessiz günlere geri döndüm… yeni bir şey yok… iş… ağır ağır uyanan doğanın hissettirdikleri… ağır ağır okunan kitaplar… araya giren bir kaç film ve diziler… bir döngünün içinde sıkışmış hayatlarımız… çocukların verdiği enerji, mutluluk ve...
Read More
gri, opak bir tabaka halinde; ne masmavi gökyüzünü seviyorum ne de bunu… bulutları özlüyorum, en çok da sabahları. bu sabah, gri ve üzerime abanan kütleyle, ormanın kenarında yürürken daha önce hiç görmediğim bir kuş hızlıca uçtu. inanılmaz güzeldi, kahverengi tüylerinin üzerinden koyu mavi kanatlar çıkıyordu; siyah çizgiler çerçevelenmiş mavi parlak kanatlar… sadece yukarıdaki fotoğrafı çekebildim. sonra geldim...
Read More
bunalmış halde ofise döndüm… duramadım, bir çay alıp bahçeye çıktım… söğütün altında oturdum… göğe baktım… çiçek topladım… rahatlayamadım… içeri girdim… kulaklığı taktım… sesi kökledim… queen söylemeye başladı… ben içimden avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım… I want to break freeeee…
Read More
bana eşlik eden şarkıyı şuraya bırakıp işime bakayım. kings of convenience scars on land diyor.  
Read More
hemen bir kafeye yerleştim ve hissettiklerim uçmasın diye yazmaya başladım buraya. şükürler olsun spotify’da filmin soundtrack’i vardı; onu da açtım… çok önceleri radyoda, ferzan özpetek’in evrenini sevdiğimi yazmıştım; renkli, sesli, kendi melodisi olan, dokunan, ağlayabilen, gülebilen evrenini. ama sanırım hep en sevdiğim filmi hamam oldu ve sanırım kendimi bir türlü içine alamadığım filmi de istanbul...
Read More
hatta son onbeş dakika gözlerim açık bir şekilde telefonumun alarmı olarak çalmaya başlayacak coldplay melodisini bekledim. müzik dinleyerek makyajımı yaptım ve nane çayımı içerek kahvaltımı hazırladım. dışarıya çıktığımda nefis bir hava vardı… yolda kitabımı okudum ve schubert dinlemeye devam ettim. ursula’nın son çıkan kitabını okuyorum; onunla içimden konuşmayı özlemişim; parmaklarımı satırlarının üzerinde gezdirerek ona dokunuyorum; bir...
Read More
1 2 3 4 5