16
Feb

“bir cumartesi sabahı klasiği…

a&a için sandviçler yapıldı. şimdi evin ve sabahın sessizliğinde kahvem ve filmimle başbaşayım. ve dışarıda kuşlar ağaran günün eşiğinde uçuyorlar. birazdan ev bir süreliğine hareketlenecek ve sonra kapının çarpılmasıyla ben kahveme ve filmime geri döneceğim; yine bir süreliğine…”

diyerek güne başladım bugun. sabah saat dört gibi uyandım ve altıya kadar yatakta dönüp durduktan sonra kalktım. ilacımı içtim. biraz internette dolaştım ve sonra kendime bir kahve yaparak beoning filmini başlattım…

bir süre sonra filme ara verdim. ada’ya öğle yemeği için iki ve ali’ye sabah kahvaltısı için bir sandviç hazırladım. sonra ada evde kahvaltı yapacağı için ona portakal suyu sıkıp bir dilim ekmeğin üzerinde peynir erittim.

bütün bunlar olurken arkada

martha argerich ve capucon kardeşler,

mendelssohn‘dan

piano trio no. 1 in d minor op. 49 – I‘ı çalıyordu.

 

sonra dediğim gibi kapı çarpıldı ve ev tekrar sessizliğe gömüldü; annem ve tezer hala uyuyorlardı çünkü.

kendime bir kahve daha yaptım ve filme devam ettim.

sonra annem kalktı, kahvaltı yaptık ve kadıköy’e gittik. rüzgarlı ve soğuk bir gündü. eve döndüğümüzde ikimizde biraz üşümüş ve yorulmuştuk. ada çayı, yayla çayı, zencefil ve tarçınla çay yaptım. o kitabını eline aldı ve ben filme devam ettim. sonra ada ve ali geldiler. ali uzandı ve ada bize bana deneme sınavında yapamadığı bir kaç soruyu neden yapamadığını anlattı, sonra nereden geldi hatırlamıyorum çok eğlenerek yusuf peygamberin hikayesini anlattı ve sonra biraz din meselelerini konuştuk ve o gitti.

ben tekrar filmime geri döndüm ve bitirdim. bitirir bitirmez de, filmin senaryosunun uyarlandığı ‘Ahır Yakmak’ adlı murakami öyküsünü okudum. öyküyü okumak isterseniz link şurada.

belki böyle çok parçalı izlediğim için ama film beklentimin çok altındaydı. öyküyü okuyunca hayal kırıklığım biraz daha arttı. murakami hiç bir şeyi bu kadar doğrudan anlatmazdı ki; üstelik de çok doğrudan anlatıyormuş gibi yaparken…

sabah kuşlar uçuyor demiştim; onlar her yerde bize rağmen uçmaya devam ediyorlar; öykünün sonunda olduğu gibi…

… Yine Aralık ayındayız. Kuşlar uçuyor, ben yaşlanıyorum.

ve filmin belki de en sevdiğim sahnesinin melodisiyle bu yayını burada kapatıyorum.

miles davis çalıyor

générique

 

 

1 Response

  1. Sanırım, parçalı parçalı seyretmek, filmin etkisini düşürmüş. Özellikle hikayeyi okuduktan sonra, filmin “Murakami film yapsaydı böyle yapardı” düşüncesiyle yapıldığı fikrine kapıldım.
    Bu arada, İda’yı seyrettim ve çok beğendim. teşekkür ederim. 🙂

Leave a Reply to ekmekcikız Cancel Reply

50 − 42 =

Skip to toolbar