kategori

neoclassical
kısa bir yürüyüş yaparak ormanın içinden çay içmeye gittim… tatlı ve hafif serin bir rüzgarın altında aynı melodiyi döndürerek kitabımı okudum.  çin’li yazar yan lianke‘nin kitabı günler aylar yılllar‘ı ağır ağır, hiç aceleye getirmeden okuyorum şu sıralar. bu kitabın üzerine bitince bir şeyler söylerim sanırım. ama şimdi sadece dinlediğim melodiyi çalmak istiyorum. slow meadow‘dan borderland...
Read More
kaş’tayız… bir haftalığına tuttuğumuz yazlık evin bahçesinde yazıyorum. arka planda rüzgarın sesi, doğanın sesi, hafif bir klima sesi, ilerdeki büyük ağacın rüzgarda savrulan dallarının sesi geliyor ve peter gabriel‘in the boy in the bubble yorumu çalıyor… ada yan tarafımdaki kanepede kitap okuyor ve bir kaç kuş arada ötüyorlar. kafamı hafifçe sağa döndürdüğümde ağaçların arasından çırpıntılı denizi...
Read More
bahara döndü. öğleyin bahçede, söğüt ağacının altında bizim sevgi manyağı, sincap kuyruklu sarmanımızla, ursula okudum. bir ara okuduğum şeylere şaşıp kendi kendime “çok acayip” diye mırıldandım; içimden geçen, hayatın ne kadar acayip olduğuydu. sarman, bacaklarıma yasladığı kafasını çevirip bana sessizce baktı ve “bence de”  dedi… sonra durdum, yüzeyinde ışıkların pırıl pırıl parladığı denize baktım ve sevgili...
Read More
dinlediğim bir melodi ile güne başlayalım. tamamen tesadüfen karşılaştığım ve şimdiye kadar nasıl olup da atladığımı anlamadığım bir müzisyenden dinliyoruz. ezio bosso çalıyor. clouds, the mind on the (re)wind ve dünün sorusunu gecikmeli olarak bugün yanıtlayayım. “göçmek zorunda kalsam yaşamak için seçeceğim ülke” fransa olurdu; provence bölgesinde rhone nehri kıysında veya dağlarda bir köye yerleşip...
Read More
max richter‘i çağırır her zaman; yine öyle oldu… güne, written on the sky ile başlayalım.
Read More