kategori

winter
grilik hakim havaya; yağışsız, koyu bir grilik… bu sabah da öyleydi. enstitü’ye yürürken yağmur diledim… ofise geldim. kendime küçük bir kahvaltı tabağı hazırladım, mutfaktan aldığım çayı sevmediğim için kahve yaptım. bunlarla uğraşırken odadaki ışık aniden değişti. cama döndüm ve ‘dünyayı tozpembe buldum’ bir anda… gülümsedim… ve elbette fotoğrafını çektim… bu tozpembe hal sağanak bir yağmur gibi geldi...
Read More
bu yıl yeni gelen yıl için iyi dileklerde bulunmaktan içten içe vazgeçtiğimi farkettim. geleni olduğu gibi kabulden mi yoksa artık umudumu yitirdiğim için mi bilmiyorum… diğer yanda 2018 benim için yeni bir dönemeç; bunu hissediyorum; bu hayatta geçirdiğim yarım yüzyılı tamamlamış olacağım… tuhaf bir şekilde 50’ler beni huzursuz ediyor… 40’ları sevmiştim ve kendimle barışmıştım; bakalım...
Read More
9bach‘dan, bu inanılmaz güzel ışıklı sabaha ve yılın son iş günü için derin bir nefes niyetine bir welsh melodisi gelsin; ffarwel diyoruz.      
Read More
o yarım cümleyi orada bırakıp dışarıya çıktım… çünkü tam o cümlenin ortasında ‘kendimden bile sıkıldım‘ diye düşünmüştüm.  öylesine, aniden ortaya çıkan bir his. şu sıralar oluyor! insanın kendinden sıkılması hoş değil… kantine gidip sade bir kahve istedim ve bahçeye çıktım… kendimi değil,  küçük yağmur damlacıklarını hissetmek için şemsiyeyi kapattım ve ağır ağır nefes alarak kendimi...
Read More
ve bir gün tekrar bu kitaba dönmeye karar vermiştim. yılın sonuna doğru niye bilmiyorum, belki de hafızayla ilgili meselelere takılmışlığımdan, döndüm ve sadece max richter dinleyerek kitabı yeniden okudum. monika maron’un evrenini seviyorum ve kitabın satırlarıyla onun zihninde bir yolculuk yaptığımı hissediyorum. ağır ağır giden bir trende pencereden aşina olduğunuz bir çevreyi izlemek gibi onu...
Read More
sanal dünyada başlayan üç arkadaşımın kitabı çıktı. bunlardan ikisinin henüz gün yüzüyle yüzlerini görmesem de biriyle bir zamanlar, onun ada’daki evinde ve  bir başka hayatında kahvesini içmişliğim ve bir de otobüste tesadüfen karşılaşıp konuşmuşluğum vardır… evet o birisi sevgili burcu ve kitabı koşarken belli olmaz… her ne kadar burcu kitabın en sonunda annesine “kitapta geçen...
Read More
ama güneş tuhaf, parlak bir griliğin ardından parlıyor. sanki gökyüzü parlak opaktan bir levha gibi… hava ılık ve ben yağmur yağsın istiyorum. şu doğayı canlandıran yağmurlardan; yağdıkça yeşili şenlendiren, toprağı susuzluğundan gideren cinsten… günler öylece geçiyor. büyük ölçüde çalışarak… arada yavaş yavaş da olsa bir şeyler okuyorum ve bir şeyler izliyorum. ama şu sıralar pek...
Read More
kim olduklarını epeydir çok merak ettiğim iki dinleyenim, aniden, ortaya çıktı. birisi sivas’dan diğeri tekirdağ’dan… eğer buralarda, yakınlarımdaysanız, böyle kısacık da olsa bir “ce” derseniz beni tahmin edemeyeceğiniz kadar mutlu edersiniz; aklınızda olsun… elbette onlara “kimsiniz, kimlerdensiniz” demedim; ıssız ada sorularımı sordum. bir insanı hafifçe tanımak için güzel ve yeterli sorular bunlar çünkü. şimdi hoşgeldiniz...
Read More
taşla, kumla, çakılla, deniz kabuklarıyla biriktiriyorum, böylece gidemediğim yerler bana geliyor, böylece aslında hepimizin aynı toprağa bastığımızı ve aynı toprağa gideceğimizi hissediyorum… bu sefer yolcularım küba’dan. onları sabahtan beri güneşle yıkıyorum ve memleketlerinin şarkılarını dinletiyorum; çünkü iki farklı plajdan sökülüp bana getirilmişler. sağdaki iki tanesi ancon plajından, soldaki üç tanesi ise varadero plajından… bu güzel...
Read More
yanımdan arkası açık bir kamyonet geçti; balya haline getirilmiş gazetelerin yanında bir adam oturuyordu içinde. sonra araç durdu, ben eski tren istasyonundaki alt geçide girdim. arkamdan koşarak gelen birisi hızla beni geçti, elindeki balyadan aracın arkasında oturan adam olduğunu anladım. bir taraftan koşuyor bir taraftan bizim istasyonun sakinlerine, kedilere, laf atıyordu. yemek yiyene ‘afiyet olsun‘,...
Read More
1 2 3 4 5