22
Dec

şimdi 20 aralık 2010’a dönelim…

madem ‘tbt’ diyoruz ve geriye dönüyoruz, bu iyi bir başlangıç olabilir…

“bilirsiniz geçmiş yavaş yavaş silikleşir… önce sesler, sonra sözler, ardından kokular ve görüntüler bir bir kaybolur. bir ölümle, bir anıyla geriye döndüğünüzde, zihninizin size oynadığı oyunlarla birlikte kimi görüntüler geri gelir. siyah beyaz, pusun ardında görüntülerdir bunlar. düş mü, gerçek mi emin olamazsınız. silmek istedikleriniz yok olmuştur zaten; geriye kalan düş kırıntılardır sanki.

az önce annemin telefonuyla, en az 30 yıl öncesinin antalya’sında, bir apartmanın zemin katındaki dikiş atölyesine gittim. melek ablanın, bir aile apartmanında, arka bahçeye açılan dikiş atölyesine. çam ve muşmula ağacı vardı sanki bu bahçede ve içeride kafası ve bacakları olmayan bir sopaya tutturulmuş siyah bir manken; prova için…

bu eve gitmeyi severdim. düğmelerin, iğnelerin, iplerin, kumaşların dünyası annemden dolayı tanıdıktı zaten. bu evse bu işin cennetiydi adeta…

melek abla ölmüş…

‘nasıl olur?’ dedim anneme, şaşkın.

‘olmuş işte’ dedi.

dün gece rüyamda babamı görmüştüm uzun bir aradan sonra. tuhaf bir rüyaydı, hem eski antalya’daydık, hem tatildeydik. hem babamdı, hem başka birisi. geçmiş gibi; silik, belirsiz, şaşıramadığın, bir şaşırtmaca içinde.

ölüm gibi…

huzur içinde yat melek abla…”

peter gabriel

fade out

demiş bunun üzerine.

 

 

Leave a Reply

81 − = 74

Skip to toolbar