kategori

bahar
bir bahar günü bugün… öğleyin çınarın altında bir kupa çay içimi süresi kitabımı okudum, nefes aldım ve rüzgarı dinledim. şu sıralar okuduğum kitap, hazar sözlüğü,  yapısıyla farklı ve kurgusu zor bir metin… bazen bütünden kopup kendimi, bağımsız olarak okuduğum metinlerin güzelliğine bırakıyorum ve yanlış zamanda okuyorum bu kitabı diye düşünmekten kendimi alamıyorum… buraya şimdilik küçük...
Read More
bizim tezer’dendi… nefis bir noodle yedik. sonra mutfağı ali toparladı… ben şarap’la bulanmış zihnimi hafifçe temizlemek için bir kahve yaptım ve masama çöktüm. okumam gereken protokol taslağını okudum, notlarımı aldım… elbette müzik kulağımda dönüp duruyordu ve akşamüzeri işten çıkışta rastladığım kaçak tohumdan olma çiçek de zihnimi meşgul ediyordu; bazen hiç ummadığınız bir şeyi kendinize yakın hissedersiniz...
Read More
ve bana gelen fincanı kaparak bahçeye çıktım. mine’den bana güzel sade bir kahve yapmasını istedim. güneşe oturdum, baharı kokladım, “her şeye rağmen” dedim “çok güzel insanlar var bu hayatta; yüzünü bir kez olsun gün yüzüyle görmesen de dokunabildiğin, sana dokunabilen şahane insanlar” sevgili nurşen bana nefis bir fincan göndermiş bugün. ona buradan kocaman sarılıyorum ve...
Read More
bir müzik belgeseli var. 90’ların efsanevi rock grubu blue blues band‘in  ve iki inanılmaz müzisyenin, yavuz çetin ile kerim çaplı’nın hikayesi. dün izledik… üzerine eve gelip bir şişe şarabı, internetten bulduğumuz kayıtlar eşliğinde hızlıca bitirdik… hem biraz hüzünlü hem de izlediğimiz şeyden dolayı keyifliydik sanırım. içinde olduğumuz hayattan çıkıp bir kaç saatliğine başka bir boyuta savrulmuştuk...
Read More
ve bu sefer yüksel arslan‘ı aldı bizden. bu topraklar kıymetini bilemediği, içinden söküp attığı bir değerini daha kaybetti… 2009 yılında tezer’le santral’deki sergisine gitmiştik. 8 yıl geçmiş, yani tezer 12 yaşındaymış. yavaşça hayatında yeni bir döneme yani ergenliğe geçtiği o aşamada serginin onu çok sarstığını hatırlıyorum. ama en az onun kadar doğrusu beni de sarsmıştı. farklı...
Read More
mutfağın kapatılmış balkonunda yani diğer bir deyişle mutfağın köşesinde… bu akşam çalıştım yine ve ben çalışırken tezer hemen sağımda iki tavuğu parçalara ayırdı; yarın gireceği sınava hazırlık için. ben tavukların bir kısmını kurtarabilmek için marine edip buzdolabına kaldırdım. kalanları da sokağın dört bacaklı halklarına teslim edeceğiz… ikimiz de biraz bunalmış durumdayız şu an. şu aralar...
Read More
ama raporlar da bitti… hafta sonu çalışılacak işler paketlendi… öğleden sonra atıştırması olarak çilekli yoğurt yendi… kafam hala çimden dolayı dumanlı… aklım tamamen pazar’a odaklanmış durumda… bütün cadıları efsunlarıyla beraber bizimle olmaya çağırıyorum… şimdi, günü ilk yarısının bitişi şerefine kulaklığı taktım ve sesi açtım… bonga çalmaya başladı. mona ki ngi xica diyoruz. siz de sesi...
Read More
bahçenin çimlerini kesiyor son 1,5 saattir. kafamdaki bütün boşluklarda polenlerin dansını hissedebiliyorum, başımda sert bir ağrı başladı ve burnumu kocaman hissediyorum. boğazımı ise hiç sormayın, tüyden binlerce tırpan ağır ağır geziyor sanki; dağılmış haldeyim… ve çalışıyorum… ve elbette müzik dinliyorum… az önce halo çalmaya başladı ve bunu çalmalıyım dedim. çalışmaya ara verdim, bir kahve daha...
Read More
buraya bırakayım ve çalışmaya devam edeyim. neşet ertaş‘ı dinliyoruz, şu garip halimden.
Read More
kahvaltı sezonumu açtım… okuyarak, kuşları dinleyerek yavaş yavaş kahvaltımı yaptım. ofise geldiğimde elif temizliğe başlamak üzereydi, etrafı toparlayarak temizliğe yardım ettim ve onunla sohbet ettik. çocuklardan konuştuk… insanların sürekli daha fazlasına sahip olmaya çalışarak daha mutsuz olduğuna karar verdik, ‘eşyaya değil gezmeye yatırmak lazım parayı’ noktasına geldik… safranbolu’daki köyünün bir hes projesiyle mahvedildiğini anlattı ve...
Read More
1 2 3 4