dünyanın bir radyosu
radyo z
17
Aug

sabahleyin tweeter’da…

rastladığım bir fotoğraf beni büyüledi…

böyle bir şeyi şimdiye kadar nasıl atladım anlamadım.

sözünü ettiğim şey “crown shyness” denen bir doğa olayı. bazı ağaç türlerinde göğe doğru uzanan üst dallar birbirine değmeyip fotoğraftaki gibi bir görüntü oluşturuyorlarmış. neden böyle olduğuna ilişkin bazı varsayımlar var ama okuduğum pek çok yazıda, nedeninin tam olarak bilinmediği yazıyor…

bilirsiniz bazı durumlar, bazı fotoğraflar bazı melodileri çağırır; neye uğradığınızı anlamadan içinizde o melodi çalmaya başlar; size de oluyor mu bilmiyorum 🙂

neyse ben de bu fotoğrafları görünce, kendimi bir ormanın kuytusunda uzanmış böyle ağaçlara bakarken hayal ettim… şu sıralar her şey o kadar üzerime üzerime geliyor ki, bunu yapabilmek şahane olurdu ve tam o esnada içimde,  bir ben howard melodisi gümbür gümbür çalardı…

evet

keep your head up

diyoruz.

 

 

16
Aug

yine mutfağa açılan kapalı…

balkondaki çalışma masamdayım. tezer yan tarafımda pizza hamuru yapıyor ve ben şu anda onun bana yaptığı nefis sert kahveyi ağır ağır yudumluyorum…

kulağımda kerem sevinç parçaları dönüp duruyor ve senin pencerendeki tül hafifçe havalanıyor rabia…

evet kerem sevinç senin için

esir

diyor…

15
Aug

yemek sonrası mutfağı toparladım ve…

bir kahve yapıp masaya çalışmak için oturdum…

öylece ekrana baktım, bir kaç mesaj okudum ve kahvemi içtim. sonra, ben en iyisi bir banyo yapayım diyerek kalktım…

şimdi yine oturdum ama içimden hiç çalışmak gelmiyor. kargayla bakışıp duruyoruz…

bu arada nereden aklıma geldi bilmiyorum ama uzun bir aradan sonra bir zamanların çok sevilen parçalarından oluşan listeleri dinlemeye başladım; şu ‘oldies but goldies‘ denen türden şarkıları…

en iyisi size bir parça çalıp, çalışmaktan vazgeçeyim ve içeriye gidip game of thrones izleyeyim.

santa esmeralda

you are my everything

diyor.

15
Aug

pencereli oyunumuza…

devam ediyoruz elbette…

sırada esin’in penceresi var…

bakılan yer burası olsa da içindeki sese ve hisse;

“... evi sahile öyle yakındı ki bazen rüzgarın taşıdığı kumlar pencere camına çarpıp kuru sesler çıkarıyordu…

çalıyoruz.

bu hissi duyan sevgili çiçek seçti şarkıyı

noir desir

le vent nous portera

rüzgar bizi sürükleyecek

diyor.

fotoğrafın tamamı için lütfen üzerine tıklayın…

şuraya şarkının en güzel kliplerinden birini ekleyeyim ve akor merkezi’nden aldığım sözleri aşağıda…

Yoldan korkmuyorum 
Tadına varmak, görmek gerekecek 
Göğüs boşluğunda zikzaklar 
Ve her şey iyi olacak 
…orada 
Rüzgar bizi taşıyacak 
Büyük Ayı’ya mesajın 
Ve yarışın yörüngesi 
Kadifeden, yumuşak kısa bir an 
Hiçbir şeye yaramasa da 
…git 
Rüzgar onu götürecek 
Her şey yok olacak ama 
Rüzgar bizi taşıyacak 
Okşayış ve mermiler 
ve bu felaket bizi çekip duran 
Başka günlerin sarayı 
Dünün ve yarının 
Rüzgar onları taşıyacak 
Omuzdan geçmiş genetik 
Atmosferdeki kromozomlardan 
Galaksilere giden taksilerden 
Ve benim uçan halım der ki 
Rüzgar onu götürecek 
Her şey yok olacak ama 
Rüzgar bizi taşıyacak 
Ölü yıllarımızın bu kokusu 
Bir gün kapını çalabilir 
Kaderlerin sonsuzluğunda 
Biri ortaya konur, peki karşılığında ne alıkonur? 
Rüzgar onu götürecek 
Deniz yükseldiğinde 
ve herkes kendi hesabını yaptığında 
Gölgemin derinliklerine 
Senin tozlarını götüreceğim 
Rüzgar onları taşıyacak 
Sen yok olacaksın ama 
Rüzgar bizi sürükleyecek

10
Aug

bir penceremiz daha var…

bu defa sevgili ayşegül’den…

25 yıllık yarinin köyünden bu pencere…

bakınca içimde umutlu bir şeyler kımıldadı ama sonra birden bir süre önce içimde döndürüp durduğum bir şarkı arkadan hafif hafif çalmaya başladı…

dönersen ıslık çal 

diyoruz.

manuş baba söylüyor.

 

9
Aug

oyuna devam diyoruz ve şimdi çiçek için…

dinliyoruz.

fotoğraf ay tutulması gecesinden; ben bayıldım ve sessizce bir kadeh de şarap ekledim fotoğrafa.

ve bu fotoğrafın şarkısı ne olur diye düşünmekten çok ben o esnada ne dinlerdim diye düşündüm.  yanıtı çok netti; niye bilmiyorum ama kesinlikle nick cave’i dinliyor olurdum sanırım.

evet

spell

diyoruz.

fotoğrafın tamamını görmek için lütfen üzerine tıklayın

 

9
Aug

günün ilk parçası sevgili güneş için…

onun penceresinden görünen manzaraya eşlik eden parçamız sumru ağıryürüyen‘den olsun.

sözler tanju duru, müzik mehmet güreli.

beyaz gece

diyoruz.

8
Aug

yine sözümü tutamadım…

sözde her gün en azından bir şarkı çalacaktım.

beni biraz zorlamak için şöyle bir oyun oynayabiliriz mesela…

epey bir zaman önce bir baharda, pencere fotoğrafları istemiştim. keyifli olmuştu…

hadi şimdi de siz bana bir pencerenizin fotoğrafını gönderin ben de ona bir şarkı bulayım 😉

ne dersiniz?

kafamı oturduğum yerde sola çevirdiğim de gördüğüm pencere manzaramı  ve şu anda  içimden geçen şarkıyı çalayım size başlangıç olarak…

kiosk‘dan

nefis bir cover geliyor.

those were the days

diyoruz.

 

Those were the days my friend
We thought they’d never end
We’d sing and dance forever and a day
We’d live the life we choose
We’d fight and never lose
For we were young and sure to have our way.

 

Skip to toolbar